MULTİMEDYA DESTEKLİ PROBLEME DAYALI ÖĞRENME YAKLAŞIMININ FEN EĞİTİMİNDE AKADEMİK BAŞARIYA VE TUTUMA ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.001

Bu araştırmanın amacı, “Multimedya Destekli Probleme Dayalı Öğrenme” yaklaşımının 8. sınıf öğrencilerinde Fen ve Teknoloji dersi akademik başarısı ve derse karşı tutum üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Araştırma ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılarak yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, Amasya ilinde bulunan bir ortaokulda öğrenim gören 40 öğrenci oluşturmuştur. “Basınç” konusu, kontrol grubunda (N=20) öğretim programındaki mevcut yaklaşım ile deney grubunda (N=20) ise “Multimedya Destekli PDÖ” yaklaşımı ile işlenmiştir. “Basınç Konusu Akademik Başarı Testi” ve “Fen ve Teknoloji Dersine Karşı Tutum Ölçeği” ön test ve son test olarak uygulanmıştır. Verilerin analizinde Shapiro-Wilks Testi, İlişkili Örneklemler t Testi, İlişkisiz Örneklemler t Testi, Wilcoxon Testi ve Kovaryans Analizi kullanılmıştır. Sonuçlar, PDÖ’ nün akademik başarıyı arttırmada öğretim programındaki mevcut yaklaşımdan daha başarılı olduğunu göstermektedir. Ayrıca deney grubu öğrencilerinin derse karşı tutumları anlamlı bir şekilde artış gösterirken, kontrol grubu öğrencilerinin derse karşı tutum ön test ve son test puanları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.  


OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN SINIF YÖNETİMİ BECERİLERİ İLE PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.002

Makalenin özetini buraya yazınız (150-200 kelime) Araştırmanın amacı okul öncesi öğretmenlerinin problem çözme becerileri ile sınıf yönetimi becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu ilişkinin yanı sıra araştırmanın alt amaçları doğrultusunda okul öncesi öğretmenlerinin problem çözme becerileri ile sınıf yönetimi becerilerinin çeşitli demografik değişkenlere göre farklılaşması incelenmiştir. İlişkisel tarama modelinde tasarlanan araştırmanın çalışma grubunu 2014-2015 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında İstanbul İli’nde basit tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen okullarda görev yapan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 126 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak okul öncesi öğretmenlerinin problem çözme becerilerini değerlendirmek üzere; Şahin, Şahin ve Heppner tarafından 1993 yılında Türkçe uyarlaması yapılmış olan “Problem Çözme Becerileri Envanteri” ile sınıf yönetimi becerilerini değerlendirmek üzere; Uyanık Balat, Bilgin ve Sezer (2011) tarafından geliştirilen “Okul Öncesi Öğretmenlerine Yönelik Sınıf Yönetimi Ölçeği” kullanılmıştır. Elde edilen veriler uygun analizlerle incelenmiş olup; okul öncesi öğretmenlerinin problem çözme becerileri arttıkça sınıf yönetimi becerilerinin de arttığı sonucuna ulaşılmıştır. 


TAKIM-OYUN-TURNUVA VE ÖĞRENCİ TAKIMLARI BAŞARI BÖLÜMLERİ YÖNTEMLERİNİN AKADEMİK BAŞARI VE KALICILIK ÜZERİNE ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.003

Bu çalışmanın amacı, Atom Kuramları konusunun öğretiminde işbirlikli öğrenme modelinde yer alan TakımOyun-Turnuva ve Öğrenci Takımları Başarı Bölümleri yöntemlerinin öğretmen adaylarının akademik başarısına ve öğrenmelerinin kalıcılığına etkisini belirlemektir. Çalışmanın örneklemini 2013-2014 eğitim öğretim güz yarıyılında bir üniversitenin eğitim fakültesinin Fen Bilgisi Eğitimi Anabilim Dalı birinci sınıfta öğrenim gören üç farklı grupta toplam 104 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Bu gruplar Takım-Oyun-Turnuva Grubu (TOTG, n=24); Öğrenci Takımları Başarı Bölümleri Grubu (ÖTBBG, n=26) ve geleneksel öğretim yönteminin uygulandığı Kontrol Grubu (KG, n=54) olarak belirlenmiştir. Genel Kimya dersi kapsamında yürütülen araştırmada veri toplama aracı olarak Ön Bilgi Testi (ÖBT) ve Akademik Başarı Testi (ABT) kullanılmıştır. Verilerin analizi için tanımlayıcı istatistikler, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve çoklu karşılaştırma testi (LSD) kullanılmıştır. Sonuç olarak, her iki işbirlikli öğretim yönteminin de akademik başarı ve bilgilerin kalıcılığı üzerinde olumlu etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Deney gruplarında bulunan öğretmen adaylarının akademik başarıları arasında anlamlı farklılık olmasına karşın, bilgilerin kalıcılığı arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. 


İNSAN HAKLARI EĞİTİMİNDE GAZETELERDEN YARARLANMA



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.004

İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi ders içeriğinde yer alan insan haklarına ilişkin kazanımların güncel olaylarla ilişkilendirilmesinde gazeteler, öğretim aracı olarak kullanılabilmektedir. Bu araştırmanın amacı 4.sınıfta İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersi öğretim etkinliklerinde gazete kullanımının derse yönelik tutum ve başarı üzerindeki etkisini belirlemektir. Araştırmada, öntest-sontest kontrol gruplu deneysel araştırma modeli kullanılmıştır. Deney grubunda dört hafta süre ile hak, sorumluluk ve çocuk hakları ile ilgili kazanımlar, gazete kullanımına dayalı olarak hazırlanmış etkinliklerle zenginleştirilerek işlenmiş, kontrol grubunda ise bu dersler gazete etkinlikleri kullanılmadan geleneksel öğretim yöntemi ile işlenmiştir. Araştırma, 2015-2016 eğitimöğretim yılında Ankara’nın Keçiören ilçesindeki bir ilkokulun 4. sınıflarında öğrenim gören 50 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin derse yönelik tutumlarını belirlemek için “İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi Dersi Tutum Ölçeği” ve başarı düzeylerini belirlemek için ise  “İnsan Hakları Başarı Ölçeği” kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde ortalama, standart sapma ve t-testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, öğrencilerin insan hakları başarı düzeyi ve derse ilişkin tutumları arasında deney grubu lehine anlamlı bir fark olduğu sonucuna ulaşılmıştır.


ÖĞRETMENLERİN YETİŞKİN EĞİTİMİ KAVRAMINA İLİŞKİN ALGILARININ METAFORLAR ARACILIĞIYLA ANALİZİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.005

Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin ‘yetişkin eğitimi’ kavramına yönelik sahip oldukları algıları metaforlar aracılığıyla belirlemektir. Araştırmada, nitel araştırma modellerinden olgubilim modeli kullanılmıştır. Araştırma grubunu, 2015-2016 eğitim- öğretim yılında Diyarbakır’da görev yapan 297 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırma verileri, öğretmenlerin “Yetişkin eğitimi..…...gibidir, çünkü…….” cümlesini tamamlamalarıyla elde edilmiştir. Toplanan verilerin analizinde içerik analizi kullanılmış ve buna dayalı olarak yorumlanmıştır.  Elde edilen araştırma bulgularına göre, katılımcılar “yetişkin eğitimi” kavramına ilişkin 155 adet farklı, toplam 297 metafor üretmiştir. Öğretmenlerin yetişkin eğitimine ilişkin en çok ‘ağaç’ (35) metaforunu kullandıkları görülmüştür. Kimi katılımcılar ağacı çevresi tarafından faydalanılan bir imge olarak (20) kullanırken; kimi katılımcılar ise ağacı, sabır isteyen, yetiştirilmesi ve bakılması güç bir uğraş anlamında (13)  kullanmıştır Metaforların ortak özellikleri dikkate alınarak 12 farklı kategori elde edilmiştir. En çok metaforun bulunduğu kategoriler “Zorluk Olarak Yetişkin Eğitimi”, “Gelişim ve Değişim Olarak Yetişkin Eğitimi” ve “Yeni Bir Başlangıç Olarak Yetişkin Eğitimi” olarak belirlenmiştir. “Zorluk Olarak Yetişkin Eğitimi”  kategorisi, araştırma bulgularında en çok metaforun (63)  yer aldığı kategoridir. 


HUKUK FAKÜLTESİ ÖĞRENCİLERİNİN HIZLI OKUMA BECERİLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.006

İnsanoğlu hayatının neredeyse her safhasında okuma ile karşı karşıya gelmektedir. Okuma etkinliği onun doğayı ve dünyayı anlama çabası ile açıklanabilir. Bu çaba okuma ve hızlı okuma kavramları üzerinde araştırmaların temelini oluşturmaktadır. Bilgi çağı olarak adlandırılan günümüzde pekçok çalışma alanında hem dijital hem de basılı materyallerle yoğun temas halinde bulunulmaktadır. Hukuk fakültesi öğrencileri lisans eğitimleri ve çalışma hayatlarındaki görev süreleri boyunca yoğun bir okumaya maruz kalmaktadırlar. Kısıtlı bir zaman diliminde yapılan bu okuma süreçlerinde okudukları her metni hızlı ve anlamlı bir okuma ile gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bu araştırma, 2015-2016 eğitim öğretim yılı Gazi Üniversitesi, Hukuk Fakültesi 1. sınıf öğrencilerinden 70 kişi ile yapılmıştır.  Hızlı okuma eğitimi öncesi ve sonrası yapılan etkili okuma endeksi (eoe), sessiz okuma hızı (soh), öznel ve nesnel değerlendirme ölçümlerini kapsayan dört farklı boyutta veriler analiz edilerek karşılaştırılmıştır. İlk ve son ölçümler arasındaki farklar ve dersin etkililiği test edilmiştir. Buna göre hızlı okuma eğitimi alan öğrencilerin okuma hızı ve anlama becerileri belirgin bir şekilde artış göstermiştir. 


ORTAOKUL MATEMATİK DERS KİTAPLARINDA YER ALAN TEMSİLLERİN ÖĞRENME ALANLARINA VE SINIFLARA GÖRE İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.007

Bu çalışmanın amacı ders kitaplarında yer alan sorularda kullanılan temsillerin ortaokul matematik dersi öğretim programında belirlenen öğrenme alanlarına ve sınıflara göre dağılımlarını analiz etmektir.  Araştırma nitel bir araştırma olup, çalışmada MEB komisyonu tarafından hazırlanmış ortaokul ve 2015-2016 akademik yılında kullanımda olan ders kitaplarında yer alan sorular analiz edilmiştir.  Araştırmanın bulgularına göre öğrenme alanları bazında dağılıma bakıldığında, “sayılar ve işlemler” ve “cebir” öğrenme alanında en çok cebirsel temsillere yer verilmekte iken “geometri ve ölçme” alanına ait sorular en çok model temsillerle ilişkilenmiştir. Diğer taraftan ders kitaplarında daha az dağılıma sahip olan “olasılık” ve “veri işleme” öğrenme alanlarına ait sorularda ise sözel temsiller daha fazla tercih edilmiştir. Temsillerin sınıflara göre dağılımına ait bulgular, cebirsel, sözel ve model temsillere, ortaokulun her kademesindeki ders kitaplarında daha fazla yer verildiğini, tablo, grafik ve gerçek yaşam temsillerinin ise her sınıf seviyesinde düşük oranlarda yer aldığını göstermektedir. Bulgulara ilgili tartışmaya yer verilmiştir ve bulgular önerilere yer verilmiştir. 


SOSYAL BİLGİLER KILAVUZ KİTAPLARININ YAPILANDIRMACI YAKLAŞIM DOĞRULTUSUNDA DEĞİŞEN ÖĞRETMEN ROLLERİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.008

Bu araştırmanın amacı, Sosyal Bilgiler öğretmenlerinin, yapılandırmacı yaklaşım doğrultusunda değişen öğretmen rolleri bağlamında kılavuz kitapların yeterliğine ilişkin görüşlerini ortaya çıkarmaktır.  Bu amaçla nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim kullanılmış, öğretmenlerin görüşlerini açığa çıkarmak için görüşme tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara ilinde 6 farklı ortaokulda öğretmenlik yapan 22 sosyal bilgiler öğretmeni oluşturmuştur. Öğretmenlerin seçiminde 2005 öncesi ve sonrasında sosyal bilgiler öğretmenliği yapmış olmaları ölçüt olarak alınmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme sonuçlarına göre öğretmenler, kılavuz kitapların yapılandırmacı öğretmen rollerini desteklemede yetersiz kaldığını düşünmekte ve kılavuz kitapları geçmiş yıllara göre daha az kullanmaktadır. Öğretmenlerin çoğu kılavuz kitapların üst düzey düşünme becerilerini geliştirmeye yönelik desteğini yetersiz bulmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre kılavuz kitaplar sıklıkla ders ve çalışma kitabına yönlendirmeler yapmak ve öğretmenlere derslerde yapması gereken her şeyi ayrıntılı olarak açıklamak yerine  yapılandırmacı yaklaşımın öğretmenden beklediği yaratıcılık ve araştırmacılık gibi özellikleri destekleyebilir. Kılavuz kitapların içeriği tecrübeli öğretmenlerin de ufkunu açacak ve mesleki gelişimine katkıda bulunacak şekilde yeniden gözden geçirilip zenginleştirilebilir.


MATEMATİK VE FEN ÖĞRETİMİNE YÖNELİK KAYGI (MFÖK) ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇE’YE UYARLANMASI



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.009

Bu çalışmada Liu (2016) tarafından geliştirilen matematik ve fen öğretimine yönelik kaygı ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması, geçerlik ve güvenirlik çalışmalarının yapılması amaçlanmıştır. Araştırmaya 259 öğretmen adayı katılmıştır. Anketin orijinal versiyonundaki 24 madde araştırmacılar tarafından Türkçe’ye çevrilmiştir. Bu çeviri ilk olarak biri matematik diğer fen eğitimcisi olan iki öğretim üyesi tarafından kontrol edilmiştir. Bu ön incelemenin ardından, anadili Türkçe ve akıcı düzeyde İngilizce bilen 3 fen eğitimi,  2 matematik eğitimi uzmanından uzman görüşü alınmıştır. Son olarak anket biri eğitim bilimi uzmanı diğeri ise Türk dili uzmanı olan iki bağımsız araştırmacı tarafından dilbilgisi geçerliği açısından incelenerek görüşleri alınmıştır. Uzmanların görüş ve önerileri doğrultusunda ölçek üzerinden gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra veri toplama aşamasında geçilmiştir. Araştırma kapsamında toplanan verilerle önce açımlayıcı faktör analizi (AFA) sonra da doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılmıştır. AFA ve DFA sonucunda orijinal ölçeğin Türkçe versiyonunun 4 faktörden ve 13 maddeden oluştuğu belirlenmiştir. Oluşan faktörlerin ölçeğin orijinal versiyonunda da bulunduğu görülmüştür. 


MATEMATİK ÖĞRETMENLERİ İLE ADAYLARININ TAMSAYILARLA DÖRT İŞLEMİ SAYMA PULLARIYLA MODELLEME BAŞARILARI



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.010

Bu araştırmanın amacı matematik öğretmen adaylarının ve öğretmenlerinin tam sayılarla dört işlemi sayma pulları ile modelleme başarılarını belirlemek ve sayma pullarının öğretimde kullanımına ilişkin görüşlerini incelemektir. Bu amaçla 14 öğretmen ve 49 öğretmen adayı ile çalışılmıştır. Araştırmanın verileri tam sayılarla dört işlemin sayma pullarıyla modellenmesinin istendiği açık uçlu klasik bir test ve görüşleri ortaya koymak üzere kullanılan 2 adet açık uçlu soru vasıtasıyla toplanmıştır. Veriler yüzde ve frekans değerleri ile temsil edildikten sonra modelleme sürecindeki başarılar arasında meydana gelen farkın anlamlılığı Mann Whitney-U ile test edilmiştir. Bulgulara göre hem öğretmenlerin hem de öğretmen adaylarının tam sayılarla toplama işleminin modellenmesinde diğer işlemlere göre daha başarılı oldukları çıkarma, çarpma ve bölme işlemlerini modellemede ise zorluk yaşadıkları görülmüştür. Modellemede yaşanılan zorluklarla birlikte, öğretmen adayları ve öğretmenlerin tam sayılarla dört işlemin öğretiminde sayma pullarına alternatif  olarak kullanmayı düşündükleri materyaller açısından farklılaştıkları; öğretmenlerin öğretmen adayları ile kıyaslandığında daha fazla alternatif materyal öne sürebildikleri ve sayma pullarını olumlu ve olumsuz yönleri açısından daha iyi irdeleyebildikleri söylenebilir. Ortaya çıkan bu sonucun öğrencilerle ve öğretim materyali ile daha fazla zaman geçirmiş olma ve deneyimden kaynaklandığı düşünülebilir.


4MAT ÖĞRETİM MODELİ, BÜTÜNSEL BEYİN MODELİ’NİN FEN DERSİ ÖZ YETERLİK ALGISINA ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.011

Araştırmanın amacı 4MAT Öğretim Modeli ve Bütünsel Beyin Modeli ile öğretimin Fen Bilimleri dersi öz yeterlik algısı üzerindeki etkilerini saptamak ve bu etkileri birbirleri ve araştırma-sorgulamaya dayalı öğretimin etkisi ile karşılaştırmaktır. Öğretimlerin öz yeterlik algısı üzerindeki etkilerinin öğrenme stillerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı da araştırılmıştır. Araştırma statik grup ön test-son test deneysel desende, 68 6. sınıf öğrencisinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Fen Bilimleri dersinde, gruplardan birinde 4MAT Öğretim Modeli, diğerinde Bütünsel Beyin Modeli, kontrol grubunda araştırma-sorgulama öğretim yaklaşımı uygulanmıştır. Veri toplama araçları olarak Fen Bilimleri Dersi Öz Yeterlik Algısı Ölçeği ve Kolb Öğrenme Stili Envanteri III uygulanmıştır. Sonuç olarak, 4MAT Öğretim Modeli’nin öz yeterlik algısını olumsuz etkilediği, diğer öğretimlerin ise her hangi bir etkiye yol açmadığı ve öğretimlerin öz yeterlik algısı üzerindeki etkilerinin farklılaşmadığı saptanmıştır. 4MAT Öğretim Modeli’nin öğrencilerin öz yeterlik algılarındaki öğrenme stillerinden kaynaklanan farklılıkları ortadan kaldırdığı ve diğer öğretimlerin öz yeterlik algısı üzerindeki etkilerinin öğrenme stillerinden bağımsız olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.


ÖĞRETMEN ADAYLARININ SINIF YÖNETİMİ BOYUTLARINA İLİŞKİN ALGILARININ KARİKATÜRİZE İFADELERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.012

Bu çalışmanın amacı, öğretmen adaylarının sınıf yönetimi etkinlikleri ile etkili bir sınıf ortamı oluşturmada, sınıf yönetimi boyutlarından hangisini en önemli gördüğünü karikatürize ifadeyle ortaya çıkarmaktır.  Nitel araştırma yaklaşımı doğrultusunda tasarlanan, olgubilim deseninde yürütülen çalışmanın örneklemini, Kırıkkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi bünyesinde açılan Formasyon Eğitimi sertifika programına katılan gönüllü 89 öğretmen adayı oluşturmuştur.  Veriler, katılımcıların sınıf yönetimi boyutlarını değerlendirerek önem sırasına koymaları ve en önemli gördükleri boyutu karikatür çizerek ifade etmelerini gerektiren ve iki bölümden oluşan bir yarı yapılandırılmış form aracılığıyla toplanmıştır.  Araştırmanın dikkat çeken bazı sonuçları şöyle özetlenebilir:  Katılımcıların çizim ve yorumlarında, a) sınıf içi ilişkileri ve iletişimi en önemli boyut olarak gördüğü ve sınıf yönetiminin temelinin iletişime dayandığı, b)öğretimin yönetimi açısından bakıldığında, iyi planlanmış amaca uygun gerçekleştirilmiş sınıf yönetimi boyutları etkinliklerinin sınıf yönetimi sorunlarını çözmede de etkili olduğu, c) sınıf yönetimi kapsamında bakıldığında bütün boyutların önem sıraları arasında bir ilişki olduğu görülmektedir. 


BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR YÜKSEKOKULU ÖĞRENCİLERİNİN EMPATİK EĞİLİM DÜZEYLERİNİN İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.013

Bu çalışma beden eğitimi ve spor yüksekokulu öğrencilerinin empatik eğilim düzeylerinin bazı değişkenlere göre nasıl şekillendiğini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda oluşturulan çalışma grubu, Kahramanmaraş sütçü imam üniversitesinde öğrenim gören yaşları 19 ile 25 arasında değişen, 65 bayan ve 112 erkek olmak üzere toplam 177 öğrenciden oluşmaktadır. Veriler Dökmen (1988) tarafından geliştirilen Empatik Eğilim Ölçeği ve araştırmacılar tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu yardımı ile toplanmıştır. Sonuç olarak, öğrencilerin yaş değişkenine göre benzer empatik eğilim gösterdikleri, bayan öğrencilerin empatik eğilimlerinin daha yüksek olduğunu, anne baba eğitim durumlarına, arkadaşlık ilişkilerine ve bölümü isteyerek seçme değişkenlerine göre empatik eğilim düzeylerinde fark olduğu, yapmış oldukları spor branşına ve öğrenim gördükleri bölümlere göre farklılık oluşturmadığı görülmüştür. 


EĞİTİMCİLERİN EĞİTİM ARAŞTIRMALARINA YÖNELİK TUTUMLARI



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.014

Mevcut araştırmanın amacı Ahi Evran Üniversitesi’ndeki akademisyenlerin eğitim araştırmalarına karşı tutumlarının belirlenmesini sağlamaktır. Öztürk (2011) tarafından geliştirilen Eğitimcilerin “Eğitim Araştırmalarına Yönelik Tutum Ölçeği” Ahi Evran Üniversitesi’ndeki akademisyenlere uygulanmış ve cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, ünvan, çalışıyor olduğu kurum, branş, mesleki kıdem yılı, yürütülen proje, 2010 yılından itibaren yayınlanan makale sayısı değişkenleriyle eğitim araştırmalarına yönelik tutumları belirlenmiştir. Araştırma verilerinin analizinde SPSS programı kullanılmış değişkenler kapsamında oluşturulan gruplar için t-testi ve anova sonuçları yorumlanmıştır. Çalışmanın cronbach alpha iç tutarlılık katsayısı 0.823 ile çalışmanın güvenilir olduğunu göstermiştir. Verilerin Skewness ve Kurtosis  değerleriyle verilerin normal dağıldığı gözlenmiştir. Eğitim araştırmalarına ilişkin tutum ölçeğinden elde edilen ortalama puan 104.254 olarak hesaplanmış ortalamanın üstünde olan bu değerle akademisyenlerin olumlu tutuma sahip oldukları görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulgularda cinsiyet değişkeni için t-testi yapılmış ve gruplar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ayrıca yaş aralığı, öğrenim durumu, branş, kıdem yılı, projede bulunup bulunmama ve 2010 yılından itibaren yayınlanan makale sayısı değişkenlerine ilişkin yapılan Anova testi sonucu gruplar arasında bir farklılaşmaya rastlanmamıştır. Akademisyenlerin ünvan değişkeni anova sonuçlarında okutman-öğretim görevlisi ve öğretim görevlisi-Yrd. Doç. Dr. grupları arasında arasında  anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışılan kurum değişkeninin sonuçlarında fakülte-meslek yüksekokulu grupları arasında da anlamlı farklılığa rastlanmıştır. 


YÖNETİCİYE DUYULAN GÜVEN ALGISININ İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.015

Bu araştırmanın amacı resmî ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan öğretmenlerin yöneticiye duydukları güven algısının ne düzeyde olduğunu ve çeşitli değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Araştırma tarama modeline uygun olarak düzenlenmiştir. Araştırma, 2015-2016 eğitim-öğretim yılında, İstanbul ilinin Bakırköy, Bağcılar ve Küçükçekmece ilçelerinde bulunan resmi ilkokul, ortaokul ve liselerde görev yapan 386 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, veri toplama aracı olarak yöneticiye duyulan güven algı düzeyinin belirlenmesi amacıyla İslamoğlu, Birsel ve Börü (2007) tarafından geliştirilen 40 ifadeden oluşan ‘’Yöneticiye Duyulan Güven Ölçeği’’ kullanılmıştır. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde SPSS paket programı kullanılarak, veriler üzerinde aritmetik ortalama, standart sapma, t testi, varyans (Anova) analizi, Kruskal Wallis analizi yapılmıştır.  Veri analizi sonuçlarına göre öğretmenlerin yöneticiye güven düzeylerinin hem alt boyutlarda hem de toplam puanda ‘’orta düzeyde’’ olduğu görülmüştür. Yöneticiye güven alt boyutlarıyla ilgili olarak en yüksek ortalamanın ‘’yetkinlik’’ alt boyutunda ve en düşük ortalamanın ise ‘’olumlu çalışma ortamı yaratan’’ alt boyutuna ait olduğu görülmektedir. Öğretmenlerin yöneticiye güven düzeylerinin mesleki kıdem,  kurumda çalışma süreleri ve eğitim bölgesi değişkenlerine göre  anlamlı farklılaştığı, diğer değişkenler açısından ise anlamlı bir farklılaşmanın olmadığı tespit edilmiştir. 


ÖĞRETMENLERİN BİLGİSAYAR TUTUMLARINA FATİH PROJESİNİN ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.016

Bu araştırma, FATİH projesi kapsamındaki öğretim teknolojilerinin, öğretmenlerin bilgisayar tutumlarına etkisini araştırmayı amaçlamıştır. Araştırmada FATİH projesi kapsamında öğretmenlerin kullanımına sunulan öğretim teknolojilerinin, öğretmenlerin bilgisayara karşı tutumları üzerine etkisi hangi düzeyde olduğu ve Öğretmenlerin bilgisayar tutumları, cinsiyete, branş gruplarına, kıdem yıllarına ve öğrenim durumlarına göre değişip değişmediği sorularına cevap aranmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2014-2015 ve 2015-2016 eğitimöğretim yıllarında Kırşehir ilinde FATİH projesi kapsamındaki ortaöğretim okullarında etkileşimli tahta ve altyapı kurulumu yapılıp kendilerine tablet bilgisayar dağıtılan 128 öğretmen oluşturmuştur Araştırma, betimsel araştırma yöntemlerinden genel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma FATİH projesinin Kırşehir’de uygulanmaya konulması ve bir yıllık uygulama sürecine dayalı etkisini araştırması bakımından boylamsal bir araştırma özelliğindedir. Verilerin toplanmasında, Bindak ve Çelik (2006) tarafından geliştirilen “Öğretmenler İçin Bilgisayar Tutum Ölçeği (BTÖ)” geliştiricinin izniyle kullanılmıştır. Ölçek 5 dereceli Likert tipinde toplam 22 maddeden oluşmaktadır. Verilerinin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, FATİH projesi kapsamındaki öğretim teknolojileri; öğretmenlerin bilgisayara yönelik tutumlarında son uygulama lehine istatistiksel olarak anlamı fark oluşturmuştur


YABANCI UYRUKLU ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN GÖZÜYLE TÜRKİYE



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.017

Küreselleşme olgusunun eğitim alanındaki yansımalarından biri, sınır ötesi eğitim hareketlilikleridir. Bu değişimin bir sonucu olarak sınır ötesi eğitim hareketlilikleri sürekli artmaktadır. Ülkelerdeki yabancı uyruklu öğrencilerin varlığı, bir “eğitim ekonomisi” oluşturmuş söz konusu ülkeleri önemli bir küresel pazar haline getirmiştir. Bu süreç yalnızca, ülkelerarası kültürel işbirliklerinin gereği olarak sürdürülmemekte fakat aynı zamanda göç ve iltica faaliyetleri de bazen olağan dışı ikamet zorunluluğunu doğurmaktadır. Başka ülkelerde eğitim gören yabancı uyruklu öğrenciler, eğitim sürecinde bilgi ve becerilerini geliştirirken, aynı zamanda bulundukları ülkenin kültür ve anlayışı ile karşılaşmaktadır. Bu karşılaşma, bir kültürel entegrasyonu beraberinde getirebilir. Kültürel entegrasyon bağlamında da değerlendirilebilecek birlikte yaşama kültürü, farklı kültürdeki bireylerin bir arada yaşamaları için gerekli görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’de öğrenim gören yabancı uyruklu öğrencilerin Türkiye’ye yönelik algılarını ortaya koymaktır. Araştırmanın çalışma grubunu 2015-2016 öğretim yılında Türkiye’deki bir üniversitenin Türkçe Öğretim Merkezi (TÖMER)’de öğrenim gören farklı ülkelerden 120 yabancı uyruklu öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışma, yabancı uyruklu öğrencilerin Türkiye’ye ilişkin olumlu ve olumsuz görüşlerini ortaya koymuştur. Verilerin analizinde nitel veri analiz tekniklerinden betimsel analiz yaklaşımı kullanılmıştır. 


SOSYAL BİLGİLER DERSİNDE SINIF DIŞI ETKİNLİKLERİN ÖĞRENCİ BAŞARISINA ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.018

Çağdaş öğrenme-öğretme faaliyetleri öğrencilerin aktif kılındığı etkinlikler aracılığı ile yapılmaktadır. Etkinlikler, sınıf içinde ya da sınıf dışındaki başka mekânlarda gerçekleştirilebilir. Sınıf dışı etkinlikler, ders süresi dışında, o dersin hedeflerini ya da içeriğini konu alan bireysel veya grupça yapılan, belirli öğretim tekniklerinin uygulandığı ve belli bir süre için planlanmış tüm öğrenme faaliyetleridir. Araştırma sınıf dışı etkinliklerin sosyal bilgiler dersi başarısı üzerindeki etkisini konu almıştır. Bu çerçevede sosyal bilgiler dersinde, 6 ve 7. sınıf düzeyindeki toplam 4 sınıfta, deney ve kontrol gruplu uygulama ile sosyal bilgiler dersi öğrencilerine başarı testi, öğretmenlerine ve velilere anketler uygulanmıştır. Elde edilen veriler ışığında sosyal bilgiler dersinde sınıf dışı etkinliklerin uygulanmasının öğrenci başarısını olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ders başarısını olumlu etkilemesinin yanında öğretmenlerin bu etkinlikleri sıklıkla kullanmadıkları, velilerin ise başta güvenlik olmak üzere bazı çekinceler içinde oldukları görülmüştür. Bu kaygılarına rağmen veliler, sınıf dışı etkinliklerin uygulanmasının öğrencileri için olumlu olduğunu da belirtmişlerdir. İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersinde sınıf dışı etkinlikler, ders başarısına olumlu etkileri nedeniyle yaygınlaştırılmalı, öğretmen ve öğrencilerin bu etkinlikleri sıklıkla gerçekleştirebilmeleri için, uygulamayı kolaylaştıracak tedbirler alınmalıdır. 


ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİNİN AKICI OKUMA BECERİLERİNİN ÇEŞİTLİ DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.019

Bu çalışmada ortaokul öğrencilerinin akıcı okuma becerilerinin tespit edilerek çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda öğrencilerin akıcı okuma becerileri ile sınıf düzeyleri, cinsiyet özellikleri, sosyoekonomik durumları, anne-baba eğitim düzeyi ve Türkçe dersindeki akademik başarı düzeyleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Çalışmaya 2016-2017 eğitim-öğretim yılı güz yarıyılında Yozgat il merkezinden tesadüfi olarak belirlenen 340 öğrenci dâhil edilmiştir. Her bir öğrenciye bir olay öyküsü, bir durum öyküsü bir de makale türündeki metin birer dakika okutulmuştur. Öğrencilerin okumaları ses kaydedici ile kaydedilmiştir. Daha sonra bu kayıtlar dinlenerek öğrencilerin akıcı okuma becerileri yanlış kelime sayısı, hız, hatasızlık ve prozodi boyutları üzerinden değerlendirilmiştir. Çalışma, nicel araştırma yöntemlerinden betimsel ve ilişkisel tarama modeli ile yürütülmüştür. Elde edilen veriler istatistik programı ile işlenmiştir. Bu araştırma kapsamında ortaya konan sonuçlara göre akıcı okuma becerisi sınıf seviyesi yükseldikçe artmıştır. Cinsiyet değişkenine göre kız öğrenciler erkek öğrencilerden daha akıcı okumuşlardır. Ailenin sosyoekonomik düzeyi, ebeveynin eğitim düzeyi ve öğrencilerin Türkçe dersi akademik başarı düzeyi yükseldikçe akıcı okuma becerisi de artmıştır. 


II. MEŞRUTİYET DÖNEMİ EĞİTİMCİLERİNİN DEĞERLER EĞİTİMİNDE EDEBÎ ÜRÜNLERİN VE MÜZİĞİN KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.020

Ortaokul dönemindeki çocukları etkin ve sorumlu vatandaşlar olarak yetiştirmeyi hedef alan Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı, çocukları toplumsal yaşama hazırlamaktadır. Bu doğrultuda Sosyal Bilgiler dersi, öğretim programında yer alan değerleri bireylere kazandırmayı hedeflenmiştir. Okullarda yapılan değerler eğitiminde edebî eserlerden ve müzikten yararlanmak, etkili bir yöntem olarak kabul edilebilir. Okuma çalışmalarında olumlu karakter özelliklerinin edebî eserler aracılığıyla irdelenmesi, öğrencilerin hem ahlaki hayal güçlerini harekete geçirir hem de olumlu davranış ve tutumları değer olarak algılamalarını ve benimsemelerini sağlar. Günümüzde araştırmacılar değerler eğitiminde edebî ürünlerin kullanımı tartışmaktadır. Bu araştırma İkinci Meşrutiyet dönemi eğitimcilerinin değerler eğitiminde edebî ürünlerin ve müziğin kullanımına ilişkin görüşlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın modeli tarama modelidir. Araştırmanın verileri içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Bu amaçla öncelikle eğitimcilerin eserlerinden elde edilen veriler kodlanmıştır. Kodlanan bu veriler, daha sonra önceden belirlenen temalar çerçevesinde düzenlenip sınıflandırılmıştır. Son olarak da sınıflandırılan bu veriler, araştırmanın amacı doğrultusunda yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, İkinci Meşrutiyet dönemi eğitimcilerinin değerler eğitiminde edebî ürünlerin kullanılabileceği görüşünde oldukları ortaya çıkmıştır.


ORTAOKUL ÖĞRENCİLERİNİN MATEMATİĞE YÖNELİK DUYUŞSAL ÖZELLİKLERİ İLE TEMEL EĞİTİMDEN ORTAÖĞRETİME GEÇİŞ (TEOG) SINAVLARI ÖNCESİ YAŞADIKLARI STRESİN MATEMATİK BAŞARISINA ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.021

Bu araştırma, ortaokul öğrencilerinin matematik dersine yönelik duyuşsal özellikleri (kaygı, tutum ve güdülenme) ile Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sınavları öncesi yaşadıkları stresin matematik başarılarına olan etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. İlişkisel tarama yöntemi ile gerçekleştirilen bu araştırmanın katılımcılarını 2014-2015 eğitim öğretim yılında Siirt’te bulunan 11 ortaokulda öğrenim gören 985 sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada öğrencilerin matematiğe yönelik; kaygı, tutum, motivasyonları ile TEOG sınavları öncesi stres düzeylerini belirlemek amacıyla “Matematik Kaygısı Ölçeği”, “Matematik Dersine Yönelik Tutum Ölçeği”, “Matematik Motivasyon Ölçeği” ve “Stres Ölçeği” kullanılmıştır. Ayrıca öğrencilerin 1. Dönem TEOG matematik sınav puanları matematik başarısı olarak alınmıştır. Yapılan regresyon analizinde tutum, kaygı, motivasyon ve stres değişkenlerinden oluşan model, matematik başarısının %24.5’nü istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde açıklamıştır. Matematik başarısının en güçlü yordayıcısının matematik kaygısı olduğu ve bunu sırasıyla stres, matematik motivasyonu ve matematiğe yönelik tutumun izlediği belirlenmiştir. Araştırmada matematik kaygısının matematik başarısını olumsuz etkilediği, stres ile matematiğe yönelik tutum ve motivasyonunun matematik başarısını olumlu olarak etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.  


ÖĞRENCİLERİN SINAV KAVRAMINA YÖNELİK METAFORLARININ İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.022

Bu araştırmanın amacı, öğrencilerim “sınav” kavramına ilişkin metaforlarının belirlenmesidir. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden “olgubilim (fenomenoloji)” kullanılmıştır. Bu çalışma seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemi kullanılarak, farklı okullarda öğrenim gören ve TEOG sınavına hazırlanan sekizinci sınıf öğrencileri ile bu sınavı geride bırakıp bir ortaöğretim kurumuna yerleşmiş olan dokuzuncu sınıf öğrencilerinden oluşan 582 katılımcı ile yürütülmüştür.  Bu doğrultuda elde edilen veriler, “içerik analizi” tekniğinden yararlanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda öğrencilerin “sınav” kavramına ilişkin geliştirdikleri metaforlar sekiz farklı kategori altında sınıflandırılmıştır. Öğrencilerin “sınav” ile ilgili geliştirdikleri metaforlar incelendiğinde, sınava ilişkin olarak olumsuz, korku verici, aşırı kaygılı ve sınavı çok fazla önemseyen algılara sahip oldukları ifade edilebilir. Özellikle hayati önem taşıyan, ölüm kalım meselesi ve diğer sıra dışı benzetmelerin fazlalığı, sınavın öğrencilerin üzerinde çok fazla olumsuz etkilere yol açtığını göstermektedir. Bu araştırma sonucunda öğrencilerin sınav kavramına ilişkin geliştirdikleri metaforların olumsuz olduğu görülmektedir.  Bu durumun nedenleri incelenmeli ve yetkililer sınav sistemi ile ilgili öğrencideki bu bu olumsuz durumun giderilmesi için çalışmalar yapmalıdırlar. Sınavın öğrenciler üzerinde oluşturduğu baskı bu ve sınavla ilgili yapılan diğer çalışmalarda da öne çıkmaktadır. Bu nedenle öğrencilerin psikolojileri de olumsuz etkilenmektedir. Sınavlarla ilgili yapılan çalışmalar okulların rehberlik hizmetleri tarafından dikkate alınabilir ve öğrencilerin bu durumdan en az etkilenmeleri sağlanabilir.


ORTAÖĞRETİM ÖĞRENCİLERİNİN OKULA YABANCILAŞMALARI VE OKULA YABACILAŞMALARINA NEDEN OLAN FAKTÖRLER



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.023

Bu çalışmanın amacı, ortaöğretim öğrencilerinin okula yabancılaşmalarına ve okula yabancılaşmalarına neden olan faktörlere ilişkin öğretmen görüşlerini belirlemektir.  Çalışmada nitel araştırma yaklaşımına uygun olarak olgu bilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaöğretim kurumlarında görev yapan 10 öğretmen oluşturmuştur. Araştırmada veri toplamak için araştırmacılar tarafından geliştirilmiş, yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin içerik analizi NVIVO 9.0 nitel veri analiz programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre eğitim ve öğretim faaliyetlerini, öğrenci için anlamlı olduğunu düşünen öğretmenler nedenlerini; öğrencilerin hedefi olması, dünya görüşlerinin şekillenmiş olması, başka alternatiflerinin olmaması şeklinde sıralamışlardır. Anlamlı olmadığını düşünen öğretmenler ise nedenlerini, ders programının yoğun olması, öğrencideki amaç eksikliği,   öğretmenden kaynaklı sorunlar şeklinde belirtmişlerdir. Öğrencilerin eğitim ve öğretim faaliyetine katılma konusunda istekli olduğunu düşünen öğretmenler nedenlerini; sınavın olmasına ve öğrencilerin bilinçli olmasına bağlamışlardır. Öğrencileri eğitim ve öğretim faaliyetine katılma konusunda istekli bulmayan öğretmenler ise neden olarak; öğrencinin hedefinin olmamasını, öğrencinin başarı duygusunu yaşamamasını, eğitim sistemini ve öğretmenden kaynaklanan sorunları göstermişlerdir. 


İLKOKUL DÖRDÜNCÜ SINIF ÖĞRENCİLERİNİN DUYGUSAL ZEKA DÜZEYİ İLE ANNENİN EĞİTİM VE ÇALIŞMA DURUMU ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.024

Birey doğduğu andan itibaren bilişsel, duyuşsal ve psiko-motor becerileri öğrenerek çevresine 
uyum sağlamaya çalışır. Bilişsel öğrenmeler, muhakeme yapma, ilişki kurma, anlama, hatırlama, 
çıkarımda bulunma, tahmin etme gibi becerileri kapsarken, duyuşsal öğrenmeler, duygularını fark 
etme ve uygun şekilde ifade etme, empati, farkındalık ve sosyal beceriler gibi duygusal ve ilişkisel 
becerilere vurgu yapar. Psiko-motor öğrenmeler, ise kas koordinasyonuna dayalı becerileri içerir. 
Duyuşsal öğrenmeler sonucunda birey, başkaları ile iyi iletişim ve ilişki kurar, yüksek bir iyi oluş 
düzeyine sahip olur. Duyuşsal öğrenmeler kapsamında değerlendirilebilecek kavramlardan birisi de 
duygusal zekadır.  
Duygusal zeka, 1990’ lı yılların başından itibaren çok önem kazanmış, farklı yaklaşımlara göre 
farklı şekilde tanımlanmıştır. Yetenek modeli, karışık modeller ve kişilik yaklaşımı modelleri 
duygusal zekayı farklı perspektiflerden ele almış ve tanımlamışlardır. Yetenek modeli,  Çoklu Zeka 
Kuramından etkilenmiş ve duygusal zekayı bir zeka türü olarak ele almıştır. Bu modelde duygusal 
zeka, duyguları düşünceye yardımcı olacak duyguları üretebilme ve onlara ulaşabilme; duyguları ve 
duygusal bilgiyi anlayabilme ve düzenleyebilme yeteneklerini içeren bir yapı olarak değerlendirilir. 
Bir başka anlatımla duygusal zeka, bilişsel ve duygusal yetenek ve özelliklerin birleşimidir. Yetenek 
modeline göre içsel duygusal süreçler, bir zeka türü olup kişilik ve davranış örüntüsünden ziyade bir 
mental performans çeşididir. Yetenek modelinde duygusal zekaya ilişkin yetenekler, hiyerarşik olarak 
birbirine bağlı dört alt boyuttan oluşur. Birinci boyut duyguları algılama boyutudur. Duyguları 
algılama, bireyin kendinde ve başkalarındaki duyguları tespit edebilme yeteneğini içerir  
Goleman ve Bar-On  duygusal zeka modelleri, karışık (mixed models) olarak da 
adlandırılmaktadır. Karışık modeller, duygusal zekanın sırf yetenekten oluşan bir yapı olmadığını; 
kişilik, motivasyon, beceri, duygusal yeterlilik gibi etmenler ile de ilişkili olduğunu savunur . 
Goleman, duygusal zekayı, kendini harekete geçirebilme, zorluklara rağmen yola devam edebilme, 
dürtüleri kontrol ederek tatmini erteleyebilme, ruh halini düzenleyebilme, sıkıntıların düşünmeyi 
engellemesini önleme, kendini başkasının yerine koyabilme ve iyimser düşünmeye dönük 
yeteneklerden oluşan bir yapı olarak tanımlamıştır.  
Golemanın karışık modelinde duygusal yeterlilikler, duygusal zekaya dayalı olarak 
öğrenilmiş beceriler bütünüdür. Goleman’ın duygusal zeka modeli, öz-farkındalık, öz-yönetim 
(duyguları yönetme), kendini motive etme, başkalarının duygularını bilme (empati) ve ilişkileri 
yürütebilme olmak üzere beş alt boyuttan oluşur. Karışık modellerden birisi de Bar-On modelidir. 

Bar-On (2006) duygusal zekayı, günlük yaşamda ortaya çıkan zorluklar ile başa çıkabilme, başkaları 
ile iyi ilişki kurabilme ve onları anlayabilme, kendi duygularımızı anlayabilme düzeyini belirleyen 
sosyal ve  duygusal becerilerin kesişimi olarak tanımlamıştır. Bu tanım, duygusal yeterlilik ve 
becerileri, sosyal çevreye uyumu, başkaları ile ilişkileri ön plana çıkarmaktadır.  
Duygusal zeka ile ilgili modellerin ortaya koyduğu faktörler, birbiri ile örtüşmektedir. Bütün 
modeller, kişiler arası ilişkilere, empatiye, duyguların doğru olarak hissedilip ifade edilmesine ve 
yönetimini ön plana çıkarmaktadır. Modellerdeki farklılığın duygusal zekaya ilişkin özelliklerin 
ölçme şeklinden, duygusal zekanın biliş ve kişilik ile olan ilişkisinden ileri gelmektedir.  
Çalışmada, anne-çocuk etkileşim kalitesinin  en önemli yordayıcısı olan annenin eğitim 
düzeyi ve çalışma durumu ile ilkokul dördüncü sınıf öğrencisinin duygusal zeka düzeyi arasındaki 
ilişki incelenmiştir. Birey doğumdan itibaren duygularını ne boyutta yaşayacağını, nasıl ifade 
edeceğini, yöneteceğini ve sosyal ilişkilerinde duygusal ve sosyal becerilerini nasıl kullanacağını ilk 
önce anne-çocuk etkileşimi sürecinde öğrenir.    
Kaliteli anne-çocuk etkileşimi, çocuğun sosyal yeterliliğini artırır, problemli davranışlara 
sahip olma düzeyini azaltır, çocuğun akranları tarafından sevilen bir birey olmasını sağlar, 
arkadaşlarına karı agresif ve saldırgan davranmasını önler, sosyal uyumunu kolaylaştırır, depresif 
semptom düzeyini azaltır,  çocuğun sosyal-duygusal yeterliliği ve iyi oluş düzeyi üzerinde olumlu 
etkiye sahiptir. 
Annenin eğitim düzeyi ve çalışma durumu anne-çocuk belirlenmesinde en önemli 
faktörlerdir. Anne-çocuk etkileşim kalitesinin belirlenmesinde annenin çocuğu ile geçirdiği zamandan 
ziyade annenin eğitim düzeyi daha etkilidir. Annenin eğitim düzeyi arttıkça, annenin çocuğuna 
gösterdiği hassasiyet de artış göstermektedir. Ayrıca annenin bir işte çalışması, çocuğun sosyal
duygusal açıdan gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. İlgili literatürde annenin eğitim düzeyi ve 
çalışma durumu ile anne-çocuk etkileşiminin duygusal karakteristiği, çocuğun sosyal duygusal 
gelişim düzeyi, problemli davranışlara sahip olma düzeyi arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalar 
bulunmakta iken , 10 yaş dönemi çocuklarının duygusal zeka düzeyi arasındaki ilişkiyi inceleyen 
çalışma yapılmamıştır.  
Çalışma ilişkisel desende yürütülmüştür. İlişkisel desende iki değişken arasındaki ilişkinin 
yönü ve düzeyinin tespit edilmesi amaçlanır. Araştırmanın evrenini ilkokul dördüncü sınıfta öğrenim 
görmekte olan öğrenciler oluşturmaktadır. Evrende yer alan bütün öğrencilere ulaşmanın imkansız 
olmasından dolayı, evreni temsil edecek, örnekleme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Çalışmada 

seçkisiz örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme tekniği kullanılmıştır. Çalışmaya Samsun ve 
Artvin illerinde öğrenim görmekte olan 221 öğrenci katılmıştır.   
Çalışmada Coşkun, Öksüz ve Yılmaz tarafından geliştirilen On Yaş Duygusal Zeka Ölçeği 
(OYDZÖ) kullanılmıştır. On Yaş Duygusal Zeka Ölçeği, tek faktörlü yapıdan oluşmakta olup 
Cronbach Alpha iç tutarlılık katsayısı, .89’dur. On Yaş Duygusal Zeka Ölçeğinin iyi düzeyde model 
uyumuna sahiptir.Araştırma bulguları, annenin eğitim durumu ile ilkokul dördüncü sınıf 
öğrencisinin duygusal zeka puanı arasındaki katsayının .51 olduğunu, pozitif yönde orta düzeyde bir 
ilişkinin var olduğunu göstermektedir. Ayrıca her iki değişkenin arasındaki ilişkiye dayalı olarak bir 
model oluşturulması amacıyla regresyon analizi yapılmıştır.  
Değişkenlere bağlı olarak oluşturulan regresyon modelinin varyansı orta düzeyde açıkladığı 
gözlenmiştir (R2 = .25). Bu bulgu, annenin eğitim düzeyinin öğrencinin duygusal zeka düzeyini orta 
düzeyde yordadığı söylenebilir. Ayrıca annenin eğitim düzeyinin bir kademe yükselmesi 
durumunda, öğrencinin duygusal zeka düzeyi 1,35 puan artış göstermektedir. Bu bulgulara 
dayanarak araştırmanın birinci hipotezinin doğrulandığı sonucuna ulaşılmıştır.  
Araştırmanın ikinci alt problemine ilişkin elde edilen bulgular, annenin çalışma durumu ile 
öğrencinin duygusal zeka düzeyi arasında negatif yönde zayıf düzeyde bir ilişki olduğunu tespit 
etmiştir (r= -.14). Bulguya bağlı olarak araştırmanın ikinci hipotezinin reddedilmesine karar 
verilmiştir.   
Araştırma sonuçları anne eğitim düzeyinin, anne-çocuk etkileşiminin niteliğini artırarak 
ilkokul dördüncü sınıf öğrencisinin duygusal zeka düzeyini olumlu yönde etkilemiş olabileceğini 
göstermektedir. Araştırma sonuçları, ikinci hipotezin doğrulanmadığını göstermektedir. Annenin 
çalışmasının çocuğun davranışsal, duygusal ve sosyal açıdan sorunlar yaşamasına neden olabileceğini 
tespit etmişlerdir. Ancak bu araştırmada annenin çalışmaması ile ilkokul dördüncü sınıf öğrencisinin 
duygusal zeka düzeyi arasında zayıf bir ilişkinin olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırma hipotezi 
geliştirilirken annenin çalışmasının, çocuğun anneden yoksun kalacağı ve bunun da duygusal zeka 
düzeyini olumsuz yönde etkileyebileceği düşünülmüştü. 


SİVİL TOPLUM KURULUŞU ALGISI ÖLÇEĞİNİN GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.025

Sivil Toplum Kuruluşları, özellikle demokrasinin tüm dünyaya yayılmasına paralel olarak yaygınlaşmış gönüllülük esasına dayalı kuruluşlardır. Özellikle 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ülkelerin ve toplumların sisyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamları üzerinde belirleyici olmaya başlamışlardır. Demokratikleşme düzeyini yükseltmek isteyen ülke vatandaşlarının, sivil toplum kuruluşlarını nasıl algıladığı, demokratikleşmenin gidişatı açısından önemli görülmektedir. Bu araştırma, öğretmen adaylarının sivil toplum kuruluşlarına (STK) ilişkin algılarını belirlemek üzere geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın çalışma grubunu, 498 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Ölçeğin geçerlik analizi açımlayıcı faktör analizi ve madde-toplam korelasyonlarının; güvenirlik analizi ise iç tutarlılık ve kararlılık katsayılarının incelenmesi ile test edilmiştir. Araştırma sonunda Sivil Toplum Kuruluşu Algısı Ölçeği’nin (STKAÖ) iki faktör altında toplanmış 28 maddeden oluştuğu belirlenmiştir. Ölçeğin KMO değeri 0,938; Bartlett Testi değerleri x2=5974,723; sd=378; p<0,000’dır. Ölçek kapsamına alınan maddeler, toplam varyansın %47,553’ünü açıklamaktadır. Ölçeğin her bir maddesi ile madde-faktör toplam puanlar arasındaki düzeltilmiş korelasyon değerleri pozitif ve anlamlıdır. Cronbach Alpha güvenirlik katsayısı 0,891’dir. STKAÖ’ndeki maddelerin testtekrar test yöntemi ile hesaplanana kararlılık katsayıları pozitif ve anlamlıdır. Buna göre STKAÖ’nin, geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu söylenebilir. 


İLKOKUL DÖRDÜNCÜ SINIF ÖĞRENCİLERİNİN IŞIK KİRLİLİĞİNE VE UYGUN AYDINLATMAYA YÖNELİK GÖRÜŞLERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.026

Bu araştırmanın amacı i) ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin ışık kirliliğini ve uygun aydınlatmayı nasıl tanımladıklarına, bunların nedenlerine ve yapılması gerekenlere yönelik görüşlerini belirlemek, ii) okul türü açısından ilçedeki bir devlet okulunda öğrenim gören ile il merkezindeki bir özel okulda öğrenim gören öğrencilerin görüşlerini karşılaştırmak, iii) cinsiyet açısından öğrencilerin görüş farklılıklarını irdelemek ve iv) eğitim hedefleri açısından önerilerde bulunmaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Katılımcılar amaçlı örneklem yoluyla belirlenmişlerdir. Uygulama ise 2015-2016 eğitim öğretim yılı bahar döneminde katılımcıların kendi okullarında araştırmacılar tarafından gerçekleştirilmiştir. Bulgular değerlendirildiğinde ışık kirliliğini tanımlamaya yönelik olarak katılımcıların daha çok gereksiz ışık kullanımına ve ışığın yanlış yerde kullanımına vurgu yaptıkları görülmektedir. Sonuç olarak, katılımcıların konu ile ilgili farkındalıklarının belirli bir seviye olduğu, görüşlerin sayısında kızlar lehine artışın ortaya çıktığı, özel okulda öğrenim görenlerinin teknolojik unsurlar açısından hususlara daha etkin yaklaştığı ve ışık kirliliği ve uygun aydınlatma hususlarını astronomi, sağlık ve ekonomi gibi unsurlarla çok fazla ilişkilendiremedikleri ortaya çıkmıştır. 


FEN BİLİMLERİ ÖĞRETMENLERİNİN OKUL DIŞI ÖĞRENME ORTAMLARINDAKİ YAŞANTILARI İLE İLGİLİ GÖRÜŞLERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.027

Araştırmanın amacı, fen bilimleri öğretmenlerinin okul dışı öğrenme ortamlarındaki yaşantıları ile ilgili görüşlerinin ortaya çıkarılmasıdır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgu bilim tercih edilmiştir. Bu bağlamda bu çalışma için amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır.  Araştırmanın çalışma grubu, on fen bilimleri öğretmeninden oluşmaktadır. Araştırma verileri, yarı yapılandırılmış görüşme soruları ile elde edilmiş ve içerik analizine tabi tutulmuştur. Araştırma sonunda öğretmenlerin okul dışı öğrenme ortamlarındaki yaşantılarına ilişkin görüşleri ile ilgili beş temaya ulaşılmıştır. Bu temalar, “fen bilimleri dersine katkıları, öğretmene katkıları, öğrenciye katkıları,  karşılaşılan zorluklar ve tercih edilmeme nedenleri” olarak ortaya konmuştur. Fen bilimleri öğretmenleri yapılan görüşmelerde, okul dışı öğrenme ortamlarındaki etkinliklerin fen derslerinde öğrenilen bilgilerin uygulanmasına imkân tanıdığını, fen okuryazarı bireyler yetiştirilmesine katkı sağladığını ve bireysel farklılıklara uygun öğrenme ortamı oluşturabildiklerini ancak disiplin sağlama, ulaşım, beslenme vb. zorluklarla da karşılaştıklarını ifade etmişlerdir. Öğretmenlerin yaşadıkları zorlukları azaltmak amacıyla okul dışı öğrenme ortamlarının bileşenlerinden olan aile, okul idaresi ve öğrencilere yönelik araştırmaların artırılması ve bu bileşenler arasındak iletişimin güçlendirilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.


MATEMATİK KAZANIMLARININ ÖĞRETİMİNDE OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMENLERİNİN YARATICI DRAMA YÖNTEMİNİ KULLANMA DURUMLARININ İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.028

Bu araştırmanın amacı, matematik kazanımlarının öğretiminde okul öncesi öğretmenlerinin yaratıcı drama yöntemini kullanma durumlarını incelemektir. Betimsel nitelik taşıyan bu araştırmada nitel araştırma metodolojisi kullanılmıştır. Araştırma, 2015-2016 eğitim öğretim yılı bahar yarıyılında Niğde il merkezindeki MEB’e bağlı devlet okullarında görev yapan 60 okul öncesi öğretmenleriyle yürütülmüştür. Araştırmanın verileri araştırmanın amacına uygun bir şekilde hazırlanmış 8 açık uçlu yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler MAXQUDA 12 nitel veri analiz programı kullanılarak içerik analizi yaklaşımına göre analiz edilmiştir. İçerik analiziyle oluşturulan kodlar bulgular bölümünde frekans ve yüzde değerleri ile birlikte tablolar halinde sunulmuştur. Araştırmanın veri tabanından elde edilen bulgulardan hareketle, matematik kazanımlarının öğretiminde okul öncesi öğretmenlerinin yaratıcı drama yöntemini sıklıkla kullandıkları, yaratıcı drama yönteminin öğrencilerin öğrenmesine sağlayacağı katkılar konusunda bilinç durumlarının yüksek olduğu fakat uygulamada bazı eksiklerinin olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca katılımcıların yaratıcı drama yöntemine ilişkin kuramsal bilgiden ziyade matematik kazanımlarının öğretimine yönelik uygulamalı hizmet içi eğitim almak istedikleri ortaya çıkmıştır. Çalışmanın sonuçlarına dayalı olarak bazı önerilerde bulunulmuştur


ÖĞRETMEN ADAYLARININ BİLGİ OKURYAZARLIK DÜZEYLERİ İLE BİLGİ VE İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİNE YÖNELİK TUTUMLARI



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.029

Bu çalışmanın amacı, fen bilimleri ve ilköğretim matematik öğretmen adaylarının bilgi okuryazarlık düzeyleri ile bilgi ve iletişim teknolojilerine yönelik tutumlarını bazı değişkenler açısından incelemektir. Çalışmanın verileri, 2016-2017 öğretim yılı bahar yarıyılında Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki bir üniversitede öğrenim gören 173 fen bilimleri ve 156 matematik olmak üzere toplamda 329 öğretmen adayından toplanmıştır. Çalışmada, betimsel yaklaşımın ilişkisel tarama modeli tercih edilmiştir. Veriler; Kurbanoğlu, Akkoyunlu ve Umay (2006) tarafından geliştirilen Bilgi Okuryazar Ölçeği ve Günbatar (2014) tarafından geliştirilen Bilgi ve İletişim Teknolojileri Tutum Ölçeği (BİT) ile toplanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde MANOVA ve ANOVA testleri kullanılmıştır. Çoklu karşılaştırma testi olarak da Bonferroni kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda; öğretmen adaylarının bilgi okuryazarlığı ile BİT’e yönelik tutum puanları arasında orta düzeyde olumlu yönde ve anlamlı bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Fen bilimleri öğretmen adaylarının bilgi okuryazarlık düzeylerinin matematik öğretmen adaylarına göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu fakat BİT’e yönelik tutumları arasında anlamlı farklılığın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.


ÖĞRETMEN DAVRANIŞLARININ MATEMATİK BAŞARISI ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN 8. SINIF ÖĞRENCİ GÖRÜŞLERİ BAĞLAMINDA İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.030

Matematik dersi günümüz dünyasında çok önemli bir yere sahip olmasına karşılık öğrenilmesi en zor olan derslerin başında gelmektedir. Matematiğin öğrenilmesinde ve öğrenciler tarafından sevilmesinde, matematik öğretmenlerinin etkisinin büyük olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, öğretmen davranışlarının matematik başarısı üzerindeki etkisinin öğrenci görüşleri bağlamında incelenmesidir. Nitel türdeki araştırmada “örnek olay” deseni kullanılmıştır. Çalışmada “örnek olay” olarak öğretmen davranışlarının matematik başarısı üzerindeki etkisi, öğrenci görüşleri bağlamında incelenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu 2015-2016 eğitimöğretim yılı içinde İstanbul/Bayrampaşa’da bulunan bir ortaokulun sekizinci sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında görüşme tekniğinden yararlanılmış ve görüşmelerde yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılmıştır. Elde edilen veriler “içerik analizi” tekniğine dayalı olarak değerlendirilmiş ve sonuçları raporlaştırılmıştır. Araştırma bulguları analiz edildiğinde en çok vurgu yapılan kavramların kişilik haklarına saygılı olma, takdir etme/cesaretlendirme, eğlenceli ve esprili olma, sıcak ve içten davranma, adil olma, farklı yöntem ve teknikleri kullanma olduğu görülmüştür


2009 VE 2015 TÜRKÇE ÖĞRETİM PROGRAMLARININ EĞİTİM PROGRAMI ÖGELERİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.031

Bu araştırmada 2009 Türkçe öğretim programı ile kısa sürede uygulanıp kaldırılan 2015 Türkçe öğretim programının karşılaştırılarak, farklılıklarının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Araştırmada 2009 ve 2015 Türkçe öğretim programları, eğitim programının dört temel ögesi olan hedef, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve ölçmedeğerlendirme ögeleri açısından karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. İlkokul 1-4.sınıflar ile sınırlandırılan araştırma, nitel modelde desenlenmiştir. Araştırmada, veri toplama yöntemlerinden döküman analizi kullanılmıştır. Döküman olarak Millî Eğitim Bakanlığı tarafından uygulamaya konulan 2009 ve 2015 Türkçe Öğretim Programları incelenmiştir. Verilerin analizinde betimsel analiz yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırma soruları doğrultusunda elde edilen veriler; eğitim programlarının temel ögeleri olan hedef, içerik, öğrenmeöğretme süreci ve ölçme-değerlendirme temaları altında sunulmuştur. Programlar karşılaştırıldığında, 2015 programında en büyük değişikliklerin kazanımlar, öğrenme alanları ve temalarda gerçekleştiği tespit edilmiştir. 2009 programına göre daha sade hazırlanmakla birlikte, 2015 programında önemli eksiklikler olduğu görülmüştür. Yeni programlar geliştirilirken, disiplinler arası bir yaklaşımla Atatürkçülük ve ara disiplin alanları kazanımları ile diğer derslerle ilişkilendirmelere yeniden yer verilmesi; öğretmenler için etkinlik, metin işleme ve değerlendirme örneklerinin olması, programın etkililiği açısından yararlı olabilir


PROBLEM ÇÖZME SÜREÇLERİNDE ÖĞRENCİLERİN MODELLEME SEVİYELERİNİN BELİRLENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.032

Bu çalışmanın amacı problem çözme etkinliklerinde öğrencilerin modelleme seviyelerini Llinares ve Roig’nin (2008) modelleme sürecindeki gelişme seviyeleri karakterizasyonu tablosuna göre belirlemektir. Yapılan çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları toplam 24 ortaokul öğrencisinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak Llinares ve Roig’nin (2008) çalışmasındaki model kurmayı gerektiren 3 problem kullanılmıştır. Ayrıca, öğrencilerin problem durumlarını modelleme yolları hakkında daha fazla bilgi edinmek için, bazı öğrencilerle görüşmeler de yapılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, çözümlerin çok azının modelleme kullanılarak Seviye 3 düzeyinde yapıldığı görülmüştür. Öğrencilerin bazılarının soruyu anlayamadıkları için anlamsız aritmetik işlemler yürüterek problemin modelleme sürecinde zorluk yaşadığı ve Seviye 0’da kaldığı görülürken, diğer bazı öğrencilerin ise problemi anlayıp yorumlamasına rağmen herhangi bir matematiksel model geliştiremedikleri için Seviye 1 veya Seviye 2’de kalmıştır. Dolayısıyla, öğrencilerin modelleme yoluyla problem çözme sürecinde başarılı olması için modelleme becerilerini geliştirmeye yönelik etkinliklere ilköğretim öğretim programlarından başlanarak yer verilmesi ve öğretmenlere de bu bakış açısının kazandırılması için öğretmen yetiştirme programlarında matematiksel modellemeyi öğretmeye yönelik derslerin konulması önerilmektedir.


STEM VE YARATICI DRAMA



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.033

İçinde bulunduğumuz yüzyılın ihtiyaç duyduğu insan; problemi tanımlayan, problemi çözen, eleştirel düşünceye sahip, yaratıcı, yenliklere açık, üretken ve işbirliği yapabilen sorumluluk sahibi bireylerdir. Çağın gereklilikleri eğitime de yansımaktadır. Eğitim sistemleri de buna uygun olarak değişmekte ve gelişmekte, böylece yeni eğitim sistemleri de gündeme gelmektedir. Bunlardan birisi de STEM’dir. STEM  ingilizce Science (Fen), Technology (Teknoloji), Engineering (Mühendislik), Mathematics (Matematik) kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. STEM eğitimi, fen ve matematik alanlarını temel alan teknoloji ve mühendisliğin sağladığı uygulama olanakları ile bütünleştirilerek öğretilmesini içeren ve okul öncesinden yükseköğretime kadar tüm seviyeleri kapsayan bir eğitim yaklaşımıdır. Bu çalışmada yaratıcı drama yöntemi tanıtılıp STEM eğitim sürecinde de uygulanabilirliği üzerinde durulmuştur. STEM in amaçları arasında bulunan problem çözme, problem kurabilme, probleme farklı açılardan yaklaşma, matematiksel düşünme becerilerini geliştirme, yaratıcı dramanın kazanımları ile uyuşmaktadır. Buradan yola çıkarak disiplinler arası bir çalışma olan yaratıcı dramanın, bütünleşik bir öğrenme olan STEM eğitimi için öğrenme ortamını zenginleştiren etkili bir öğretim yöntemi olduğu söylenebilir.  


SEKÖĞRETİM KURUMLARINDA İTİBAR YÖNETİMİ ÖLÇEĞİNİN GELİŞTİRİLMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.034

Bu araştırmanın amacı, yükseköğretim kurumlarında kullanılabilecek bir İtibar Yönetimi Ölçeği (İYÖ) geliştirmektir. İlk aşamada 70 madde olarak hazırlanan ölçek, kapsam geçerliği ve maddelerin okunabilirlikanlaşılabilirliklerinin incelenmesi için beş uzmanın görüşüne sunulmuş, bu işlem sonucu beş madde ölçekten çıkarılmıştır. Uzman görüşleri doğrultusunda düzenlenen taslak form, Harran Üniversitesi bünyesinde sekiz fakültede toplam 774 akademik personel, idari personel ve öğrenciye uygulanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğini incelemek için Açımlayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizleri (AFA-DFA), güvenirliğinin belirlenmesi için Cronbach Alfa iç tutarlık katsayısı ve madde-toplam korelasyonları hesaplanmıştır. Yapılan analizler sonucu 9 madde ölçekten çıkarılmış ve kalan 56 madde, özdeğeri 1’den büyük sekiz faktör altında toplanmıştır. DFA sonucunda, AFA ile belirlenen modelin mükemmel uyum indekslerine sahip olduğu görülmüştür. Ölçeğin bütününe ait Alfa katsayısı .96 olarak belirlenirken, faktörler bazında da söz konusu değerlerin yüksek olduğu tespit edilmiştir. İtibar yönetimi ölçeğinden elde edilecek puanlar yükseldikçe, bireylerin kuruma ilişkin itibar algılarının artacağı, buna karşın alınacak puanlar düştükçe itibar algısının da düşeceği kabul edilmiştir. 


ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZLERİNDE GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLERİN AİLE EĞİTİMİ KONUSUNDAKİ YETERLİLİKLERİNİN BELİRLENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.035

Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’ne (ÖEHY) (2006) göre aile eğitimi, özel eğitim gerektiren bireylerin eğitiminde sürekliliği olan bir hizmettir. Bu hizmetlere ve özel eğitim sürecinin her boyutuna ailelerin aktif katılımı ve katkısını sağlayacak önlemler alınır. Çocuğun eğitim süreci bir bütün olarak düşünüldüğünde aile eğitimi bu anlamda eğitimin sürekliliği açından çok büyük öneme sahiptir. Verilecek olan eğitimin niteliği açısından öğretmenlerin aile eğitimi konusunda deneyimli ve tam donanımlı olması ailenin eğitime katılım düzeyini de olumlu yönde etkilediği gözlenmektedir. Dolayısıyla bu araştırmanın amacı, Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde görev yapan öğretmenlerin aile eğitimi konusundaki yeterliliklerini ortaya çıkarmak ve bu konuda yapılacak ileri araştırmalara ışık tutmaktır. Bu araştırmada veriler nitel araştırma yaklaşımlarından birisi olan “Görüşme Yöntemi” kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmaya Özel Özel Eğitim ve Rehabilitasyon merkezlerinde görev yapan 30 öğretmen katılmıştır. Veriler “Yarı Yapılandırılmış Görüşme Tekniği” kullanılarak toplanmış ‘İçerik Analizi’ yöntemiyle analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda öğretmenlerin tamamına yakını lisans düzeyinde aile eğitimi dersi aldıklarını fakat bu dersin uygulamalı olmadığını, meslek hayatlarında kendilerini yetersiz hissettiklerini ifade etmişlerdir. 


1990 VE 2017 İLKOKUL MATEMATİK DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.036

Uygulanmakta olan Matematik Dersi Öğretim Programı 2005 yılında uygulamaya konmuş olan programın düzenlenmiş ( ekleme-çıkarma) halidir. 2017 Matematik Dersi Öğretim Programında olabilecek eksikliklerin değerlendirilmesinde 2005 ve 1990 programlarının değerlendirme sonuçlarının karşılaştırma açısından yararlı olabileceği düşünülmüştür. Kapsamın geniş olacağı düşüncesiyle burada matematik öğretim programları içinden sadece İlkokul (1,2,3,ve 4.sınıf) matematik öğretim programının içerik olarak değerlendirmesi yapılmıştır. Uygulanmakta olan programın eksikliklerini belirleyebilmek amaçlı olan bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler yazılı dokümanlarının incelenmesi sonucu elde edilmiştir. Program genel anlamda matematiğin yapısına uygun sarmal bir yapı izleniminde ve uygulanır olduğu söylenebilir. Ancak bazı öğrenme ve alt öğrenme alanlarına ait kazanımların açıklanmasına ihtiyacın olduğu belirlenmiştir. İnceleme sonunda 1990 ve 2005 programlarındaki bazı aksamalara neden olan durumların 2017 programında da aynen olduğu belirlenmiştir. Programa yeni ekleme-çıkarmalar yapıldığına göre, önceden var olan öğrenme güçlüklerine yeni ilavelerin olabileceği söylenebilir. Programın hiyerarşik yapısının daha da güçlenebilmesi ve öğrencileri bir üst öğrenime hazırlayabilmesi yönünde kazanımlarda bazı değişiklikler yapılabilir. 


ÜSTBİLİŞSEL SORU SORMA STRATEJİLERİNİN ÖĞRENCİLERİN SORU SORMA DÜZEYLERİNE ETKİSİ: 9. SINIF KİMYA DERSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.037

Soru sorma, öğrenme ve düşünmede önemli bir role sahiptir. Üst düzey soru sorma, fen derslerinde öğrencilerin ortaya koymalarının beklendiği bir beceri olarak görülse de, öğrencilerin sorduğu sorular genellikle sayıca az ve alt düzeyde olmaktadır. Bu çalışmada son yıllarda beceri geliştirmede ön plana çıkan yaklaşımlardan biri olan üstbilişsel işlemler gerçekleştirmenin, ortaöğretim öğrencilerinin günlük hayatla ilişkili kimya konularındaki metinlerle ilgili üst düzey soru sorma becerileri üzerindeki etkisi araştırıldı. Yarı deneysel çalışma olan araştırmanın ilk bölümü, dokuzuncu sınıftan toplam 163 öğrenciyle gerçekleştirildi. Sonuç olarak, üst düzey soru sorma stratejileri üzerinde planlama, izleme ve değerlendirme türü üstbilişsel işlemler gerçekleştiren deney grubu öğrencilerinin ürettikleri üst düzey soru sayısının, açıkça bu işlemleri yapmayan kontrol grubu öğrencilerinden daha fazla olduğu; gruplar arasındaki farkın süreç boyunca arttığı belirlendi. Araştırmanın devamında, deney grubundaki öğrencilerin kullandığı üst düzey soru sorma stratejileri ve bu stratejilerin süreç boyunca değişimi, öğrencilerin etkinlik kâğıtlarındaki yazılı ifadelerinin nitel analiz yöntemi ile incelenmesi sonucu ortaya konuldu.


OKUL ÖNCESİ DÖNEM ÇOCUKLARIN SÖZEL MUHAKEME YETENEKLERİ İLE MATEMATİK İŞLEM BECERİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.038

Bu araştırma okul öncesi dönem çocukların sözel muhakeme yetenekleri ile matematik işlem becerileri arasındaki ilişkiyi araştırmak amacıyla, nitel araştırma metodolojisi kullanılarak ve durum çalışması modeli ile yürütülmüştür. Çalışma 5 yaşındaki 10 çocuk ile yapılmıştır. Araştırma yaz aylarında yapılmış olup çocukların tamamı bir önceki yıl okul öncesi eğitimi almışlardır. Araştırma kapsamında sözel muhakeme becerisini ölçmek için iki hikâye kullanılmıştır. Bu hikâyeler içerisine çeşitli matematiksel durumlar yerleştirilmiş ve çocuklardan bunları keşfetmeleri istenmiştir. Matematik işlem becerileri için ise araştırmacılar tarafından dört soru hazırlanmıştır. Her iki becerinin puanlanması için analitik rubrikler hazırlanmıştır. Analitik rubriklerde gösterilen beceriler “yaptı”, “kısmen yaptı” ve “yapamadı” biçiminde üç seviye olarak puanlanmıştır. Verilerin analizinde iki beceri için çapraz tablo ve Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Her iki analiz sonucuna göre araştırmaya katılan okul öncesi çocukların sözel muhakeme becerisi ile matematik işlem beceriler arasında yüksek düzeyde anlamlı ilişki tespit edilmiştir.  


MİKRO ÖĞRETİMİN FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ PEDAGOJİK ALAN BİLGİLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.039

Bu çalışmada öğretmen adaylarının ısı ve sıcaklık konusuna ilişkin PAB’ları Park (2005) tarafından geliştirilen “Hexagon Modeli” çerçevesinde incelenmiştir. Bu çerçevede fen bilgisi öğretmen adaylarının ısı ve sıcaklık konusunun öğretiminde (1) öğretim program bilgilerine, (2) öğrenciyi anlama bilgilerine, (3) ölçme ve değerlendirme bilgilerine, (4) öğretim yöntem ve teknik bilgilerine, (5) fen öğretimi oryantasyonuna ve (6) öğretmen öz-yeterlik inançlarının gelişimlerine mikro öğretim uygulama etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden bütüncül çoklu durum deseni kullanılmıştır. Çalışma grubunun oluşturulmasında, mikro öğretim uygulamalarının yapılması planlanan iki farklı üniversitede iki farklı grup içerisinde yer alan öğretmen adaylarının ısı ve sıcaklık konusunda sahip oldukları alan bilgileri önemli bir kriter olarak belirlenmiştir. Alan bilgisi yüksek (n=6), düşük (n=6) ve orta (n=4) düzeyde olan 16 öğretmen adayı çalışma grubunu oluşturmuştur. Öğretmen adaylarının PAB gelişimlerine ilişkin veriler yarı yapılandırılmış mülakatlar ile elde edilmiştir. Veriler betimsel ve içerik analizi yöntemleri birlikte kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmen adaylarının mesleki gelişimleri pek çok faktörden etkilenmekle birlikte fen öğretimi oryantasyonları kişiye özgü farklılıklar göstermektedir. Öğretmen adayları mikro öğretim ile birlikte genel olarak konuya özgü ölçme ve değerlendirme tekniklerini kullanarak deneyim kazandıklarını, öğrenci öğrenmeleri hakkında bilgi sahibi olduklarını ve mesleğe ilişkin özgüvenlerini geliştirdiklerini düşünmektedirler.


İLKOKUL 4. SINIF ÖĞRENCİLERİNİN İHTİYAÇ BELİRLEME STİLLERİNİN İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.040

Bu araştırma, ilkokul 4. Sınıf öğrencilerinin ihtiyaç belirleme stillerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Bu araştırmada araştırmanın, sorularına güvenilir ve yeterli cevap alabilmek, gerekli ölçme değerlendirmeleri yapabilmek için amacına uygun model olarak nitel araştırma yöntemi ve içerik analizi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Ankara İli Merkez İlçesi'ne bağlı bir devlet okulunda 2014-2015 eğitim- öğretim yılında öğrenim gören 28 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubu grubu yansız atama ile seçilmiştir. Araştırmanın verileri Taneri (2017) tarafından geliştirilen ders planı dahilindeki formlar aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada kullanılan formlar, ilkokul 4. sınıf sosyal bilgiler dersi öğretim programında yer alan üretimden tüketime ünitesi ne ait ‘istek ve ihtiyaçlarını ayırt eder; ihtiyaçlarından hareket ederek insanların temel ihtiyaçları hakkında çıkarımlarda bulunur’ kazanımları gerçekleştirilirken öğrencilerin ihtiyaç belirleme stillerini incelemeye yönelik olarak oluşturulmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin satın alma tercihleri ve bu tercihlere ait açıklamalarda ihtiyaç belirleme stilleri arasında farklılıklar olduğu görülmüştür. Öğrencilerin örnek olay tamamlama çalışmasından elde edilen sonuçlara göre öğrencilerin ihtiyaca ya da isteğe öncelik verdikleri olay örgüleri ve bu olay örgüleri doğrultusunda tamamladıkları örnek olay stilleri arasında farklılıklar olduğu belirlenmiştir. 


MİKRO ÖĞRETİM TEKNİĞİNİN AKICI KONUŞMA BECERİSİNE ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.041

Bu araştırmada, eğitim fakültesi sınıf öğretmenliği anabilim dalında öğrenim görmekte olan öğrencilerin akıcı konuşma becerilerinin mikro öğretim tekniği uygulanarak gelişip gelişmeyeceği tespit edilmeye çalışılmıştır.  Araştırmanın amacı, öğretmenlik mesleğinin en temel gereği olan akıcı konuşma becerisinin, öğretmen yetiştirmek için ortaya çıkmış olan mikro öğretim tekniğinin yardımı ile geliştirilmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu 2014-2015 eğitim öğretim yılında Erzincan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Anabilim Dalı’nda dördüncü sınıfta öğrenim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışma grubu amaçlı örnekleme ile seçilmiş 40 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla mikro öğretim tekniğinin aşamaları kullanılmıştır. Mikro öğretim tekniğinin uygulanması sürecinde öğretmen adaylarına tekniğin ilk ve son basamaklarında hazırlıklı ve hazırlıksız konuşmalar yaptırılmıştır. Nicel verilerin analizinde SPSS 22 paket programı kullanılmış, nitel verilerin analizinde ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, mikro öğretim tekniği hazırlıklı konuşma çalışmalarında olumlu değişiklik sağlamamış, aksine bazı durumlarda negatif düzeyde bir değişiklik vardır. Hazırlıksız konuşma çalışmalarında ise olumlu yönde değişiklik sağlamıştır. 


ÖĞRETMEN ADAYLARININ AHİLİĞE İLİŞKİN METAFORLARI



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.042

Ahilik, toplumun sosyal ve ekonomik hayattaki ihtiyaçlarını karşılamak adına hak ve adalet için çalışan insanların bir araya gelerek oluşturulmuş, birlikte üretme ve dayanışma ilkesini göz önünde bulundurulduğu, Türk kültürüyle harmanlanmış toplumsal bir kültür organizasyonudur. Bu araştırmanın amacı öğretmen adaylarının “Ahilik” kavramıyla ilgili sahip oldukları metafor algılarının ortaya çıkarılmasıdır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubu Ahi Evran Üniversitesi Eğitim Fakültesinin tüm bölümlerindeki üçüncü sınıflarında okuyan ve amaçsal örnekleme yöntemlerinden benzeşik örnekleme yoluyla belirlenmiş olan 205 öğretmen adayından oluşturulmuştur. Veri toplama aracı olarak açık uçlu görüş formu uygulanmıştır. Formda öğretmen adaylarının “Ahilik… gibidir/benzer; çünkü…” cümlesinin tamamlanması istenmiştir. Veriler içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiştir.  Araştırma sonucunda, öğretmen adayları Ahilik kavramına ilişkin toplam 72 metafor üretmiştir. Araştırmacılar tarafından Ahiliğe ilişkin “güzel ahlak olarak ahilik”, “iş bölümü ve dayanışma olarak ahilik”, “esnaf teşkilatı olarak ahilik”, “sistem yaklaşımı ve devamlılık olarak ahilik”, “bir yaşam tarzı olarak ahilik” ve “olumsuz görüş olarak ahilik” olmak üzere toplam 6 temel kategori oluşturulmuştur.


GENİŞLETİLMİŞ ÖZET OKUL ÖNCESİ FEN ÖĞRETİMİNDE KULLANILAN YÖNTEM VE TEKNİKLERE İLİŞKİN ÖĞRETMEN GÖRÜŞLERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.043

In this study, it was aimed to determine the methods and techniques used in preschool science teaching and the problems the preschool teachers encounter while using teaching methods and techniques. This study is in descriptive survey model. The study group of the research consists of 64 preschool teachers working in Ağrı city center. Personal information form to determine demographic characteristics of the preschool teachers, questionnaire form to determine the methods and techniques that the teachers use in science teaching were used as data collection tools in the study. As a result of the study, it was determined that the most used technique that the preschool teachers use in science teaching is game technique, however it was also determined that the teachers often use drama, cooperative learning and experiment method. It was determined that while teaching science, the preschool teachers consider the convenience of the method and technique first, and only then they consider their skills to use the method and the application time of the method and technique. As a result of the evidence related to the problems the preschool teachers encounter while teaching science, among the problems that the teachers complain the most is the negativity of the environment.


ÖĞRENCİLERİN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ VE PERFORMANSLARINA İLİŞKİN BİR SOSYAL AĞ ANALİZİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.044

Sosyal ağ analizi insanlar, gruplar, örgütler, bilgisayar ya da diğer bilgi akışının yaşandığı her şey arasındaki ilişkileri ölçer ve haritalandırır. Bu araştırmanın katılımcılarını Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı dersini alan 22 öğrenci oluşturmaktadır. Bu araştırma kapsamında derste çeşitli öğretim teknolojilerini dijital ders materyalleri üretmek, ödev yapmak ve konu anlatmak gibi amaçlarla kullanan öğrencilerden bilgiye ulaşmak üzere en çok ve en az tercih edilenlerin ve bunun olası nedenlerinin belirlenmesi, ayrıca bu öğrencilerin performansları ve kişilik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Böylece günümüzde teknoloji destekli öğrenme ortamlarında öğrenme ilişkilerinin nasıl olduğunun anlaşılmasına, bu ortamların etkililiğinin ve öğrencilerin performanslarının artırılmasına yönelik ipuçları elde etmek hedeflenmiştir. En çok tercih edilen öğrencilerin iç-derece merkezilik puanları ile derse ilişkin performansları arasında anlamlı yüksek bir ilişki (r=0,703) görülmüştür. Öğrencilerin kişilik özellikleri ve iç-derece merkezilik puanları arasında ise anlamlı bir ilişki görülmemiştir. Bu bulgu en çok tercih edilen öğrencilerin kişilik özelliklerinde görülen çeşitlilik ile desteklenmektedir. Bu öğrencilerde duygusal denge ve duygusal dengesizlik ile deneyime açıklık ve gelişmemişlik kişilik özellikleri bir arada görülebilmektedir. Ancak bu öğrencilerin hepsinin dışa dönüklük, yumuşak başlılık ve sorumluluk faktör puanlarının yüksek olduğu görülmüştür.


FİZYOTERAPİ VE REHABİLİTASYON ÖĞRENCİLERİNİN WEB TABANLI ÖĞRETİM DENEYİMLERİNİN İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.045

Bu araştırmada fizyoterapi ve rehabilitasyon öğrencilerinin web tabanlı öğretim deneyimlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma karma yöntem ile gerçekleştirilmiştir. Nicel kısmında tek grup ön test son test modeli kullanılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni uygulanan öğretim yöntemi (web tabanlı öğretim) iken, bağımlı değişkeni ise web tabanlı öğretime yönelik öğrenci tutumudur. Nitel kısmında ise durum çalışması yapılmıştır. Araştırma haftada bir saat ve teorik olan Fizyoterapide Yönetim ve Organizasyon dersinde 2016-2017 öğretim yılı güz döneminde 14 hafta boyunca gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 56 öğrenci katılmıştır. Web tabanlı öğretime yönelik tutum ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Bağımsız örneklemler ttesti, bağımlı örneklemler t-testi ve içerik analizi yapılmıştır. Araştırmanın bir sonucu olarak, uygulamanın öğrencilerin web tabanlı öğretime yönelik tutumlarında anlamlı farklılığa yol açmadığı görülmüştür (p>.05). Web tabanlı öğretime yönelik öğrenci tutumlarında cinsiyet açısından da anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>.05). Öğrencilerin bazıları web tabanlı öğretimin avantaj olarak mekân ve zaman bağımsızlığı sağladığını belirtmişlerdir. Ayrıca öğrenciler web tabanlı öğretimin fizyoterapi ve rehabilitasyon eğitiminde teorik dersler için kullanılabileceği fakat uygulama dersleri için uygun olmayacağını bildirmişlerdir.


ÇEVRE EĞİTİMİNİN ERKEN ÇOCUKLUK EĞİTİMİNE INTEGRASYONU İLE İLGİLİ İNANÇLAR: ÖLÇEK GELİŞTİRME



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.046

Bu çalışmanın amacı okul öncesi öğretmen adaylarının çevre eğitiminin okul öncesi eğitime entegre edilmesine yönelik inançlarını belirlemek amacıyla geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirmektir. Öğretmen Adaylarının Çevre Eğitiminin Okul Öncesi Eğitimle Bütünleştirilmesine Yönelik İnançları ölçeğinin 332 okul öncesi öğretmen adayının katılımıyla pilot çalışması yapılmış ve 18 maddeden oluşan bu ölçek üç faktörden oluşmuştur: GelişimÖğrenme (α=.87), Çevresel sonuçlar (α=.92) ve Öğrenme ortamı (α=.74). Daha sonra 3. ve 4. sınıfa devam eden 470 öğretmen adayı ile (K=441 and E=29) ana çalışma gerçekleştirilmiş ve doğrulayıcı faktör analizi bulguları elde edilen faktör yapısının uygun olduğunu desteklemiştir. Elde edilen bulgular ışığında Öğretmen Adaylarının Çevre Eğitiminin Okul Öncesi Eğitimle Bütünleştirilmesine Yönelik İnançları ölçeğinin geçerli ve güvenilir sonuçlar verdiğini ve gelecekte öğretmen adaylarının bu konu ile ilgili inançlarını belirlemeye yönelik planlanabilecek çalışmalarda kullanımının uygun olduğu ortaya konulmuştur. Gelecekte yapılacak çalışmalarda araştırmacılara boylamsal çalışmalar planlayarak okul öncesi öğretmenlerinin çevre eğitiminin erken çocukluk eğitimine entegrasyonu ile ilgili inanç düzeylerinin farklı demografik değişkenler ile incelemeleri önerilebilir.


2009 VE 2015 İLKOKUL MATEMATİK DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMLARININ KARŞILAŞTIRMALI OLARAK İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.047

Bu araştırmanın temel amacı, 2015 İlkokul 1-4 Matematik Dersi Öğretim Programı ile 2009 İlköğretim 1-5 Matematik Dersi Öğretim Programını, öğretim programının temel öğeleri olan ''amaç/kazanım, içerik, öğrenme ve öğretme durumları ile ölçme-değerlendirme'' öğeleri bakımından karşılaştırmak ve bu bağlamda yeni programa ilişkin öğretmen görüşlerini ortaya koymaktır. Bu çalışmanın modeli, nitel ve nicel karma araştırma modeli ile doküman incelemesi olarak yapılandırılmıştır. Bu çalışmanın evrenini, Tokat merkez ile merkeze bağlı köy ve kasabalarda görev yapan 1299 sınıf öğretmeni oluşturmaktadır. Çalışma sonucunda her iki program karşılaştırdığında; yeni programın çağın gereksinimlerine uygun, iyi analiz edilerek bazı yeni fikirler ortaya koyduğu görülmektedir. 'Üstbilişsel öğrenme' kavramı, sosyo-kültürel öğrenmenin sınıf ortamına aktarılması ve 'yaşama yakınlık' ilkesinin öneminin vurgulanması ile somut deneyimlerle soyut matematiksel kavramların öğrenilmesine değer vermesi, bireyin her türlü kavramsal ifadelerini dikkate alarak, var olan bilişsel kazanımların üzerine yenilerini inşa edebilmesi ve hem değerlendirme hem de düzeltme yapmasına fırsat vermesi yeni programın öne çıkan özellikleridir.


ÖĞRETMEN ADAYLARININ SOSYAL BİLGİLERDE YARATICI DRAMA DERSİNE YÖNELİK TUTUMLARI VE SÜRECE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.048

Bu çalışma, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği dördüncü sınıf öğretmen adaylarının aldıkları sosyal bilgiler öğretiminde drama dersine yönelik tutumları ve bu derse yönelik görüşlerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Karma model olarak desenlenen bu araştırmada çalışma grubunu bir devlet üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Anabilim Dalı dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Katılımcıların yaratıcı drama dersine yönelik tutumlarını belirlemek için, Adıgüzel (2006) tarafından geliştirilen “Yaratıcı Drama Dersine Yönelik Tutum Ölçeği” uygulanmıştır. Ayrıca öğretmen adaylarının yaratıcı drama ile ilgili düşüncelerine ilişkin uygulama sonunda yazılı görüş alınmıştır. Uygulama sürecinde, sosyal bilgiler öğretmen adaylarına öncelikle yaratıcı drama ile ilgili hazırlık çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Daha sonra da sosyal bilgiler öğretiminde yaratıcı drama yöntemini nasıl kullanacaklarına ilişkin örnek ders planları uygulanmıştır. Araştırmanın nicel verilerinin analizinde toplam tutum puanları arasında anlamlı farklılık olup olmadığını belirlemek üzere eşli gruplar t testi kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Bu çalışma sonunda, öğretmen adaylarının öntest ve sontest olarak uygulanan “Yaratıcı Drama Dersine Yönelik Tutum Ölçeği”nden aldıkları puan ortalamaları arasında, sontest puan ortalamaları daha yüksek olsa da, istatistikî açıdan anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Yaratıcı dramanın sosyal bilgiler dersi için çok etkili bir yöntem olduğu ve sosyal bilgiler dersi konularının pek çoğunda rahatlıkla kullanılabileceğini, sosyal bilgiler kazanımlarıyla yaratıcı dramanın kazanımlarının birbirleriyle uygunluk gösterdiğini belirttikleri saptanmıştır.


MATEMATİK VE FEN BİLGİSİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ İNTEGRAL KONUSUNDAKİ KAZANIMLARININ İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.049

Bu çalışmada, matematikte önemli bir yere sahip olan ve öğrenilmesi güç matematik konularından biri olan integral konusu ele alınmıştır. Bu konu kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı 2013 ve 2017 Ortaöğretim Matematik Dersi Öğretim Programları incelenmiş ve ulaşılması beklenen kazanımlar belirlenmiştir. Bu kazanımlar doğrultusunda uzman görüşleri alınarak 9 alt kazanım belirlenmiş ve bu alt kazanımlara uygun 25 çoktan seçmeli sorudan oluşan “İntegral Kazanım İnceleme Testi” hazırlanmıştır. Hazırlanan test, 2016-2017 eğitim öğretim yılında bir devlet üniversitesinin eğitim fakültesi Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi Bölümünde bulunan 257 öğretmen adayına uygulanmış ve yapılan analizler sonucunda testin güvenirliği .864 olarak bulunmuştur. Adayların integral konusunda zayıf olduğu kazanımlar incelenmiş ve Matematik ve Fen Bilgisi öğretmen adaylarının “Trigonometrik fonksiyonların integralini alır” ve “İntegral sorusunu değişken değiştirme yöntemini kullanarak çözer” kazanımlarında eksikliklerinin olduğu bulunmuştur. Ayrıca, Matematik Eğitimi öğretmeni adaylarının Fen Bilgisi öğretmeni adaylarına göre integral konusunda daha fazla kazanıma sahip olduğu görülmüştür. 1. ve 4. sınıf düzeyleri ile 2. ve 3. sınıf düzeyleri arasında ise anlamlı bir fark bulunmazken diğer sınıflar arasında anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır.


SINIF ÖĞRETMENİ ADAYLARININ FİZİKSEL VE KİMYASAL DEĞİŞME KONUSUNDA KAVRAMSAL DEĞİŞİM METİNLERİNE KARŞI TUTUMLARI



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.050

Kavramsal değişim metinleri, öğrencilerin kavram yanılgılarının ve sebeplerinin neler olduğunu belirten ve bu yanlış kavramaların yetersiz olduğunu örneklerle birlikte açıklayıp ortaya koyan metinlerdir. Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının fiziksel ve kimyasal değişim konusunda kullanılan kavramsal değişim metinlerine karşı tutumlarının belirlenmesidir. Araştırma, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi 2009 yılında Sınıf Öğretmenliği Programı 1.sınıfında öğrenim gören 30 öğretmen adayı ile gerçekleştirilmişitr. Bu araştırmada deneysel araştırma modelinin kontrol grupsuz son test deseni kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak, Kavramsal Değişim Metni Tutum Ölçeği (KDMTÖ) kullanılmıştır. Ayrıca kavramsal değişim metinleri ile ilgili öğretmen adaylarının yazılı görüşleri alınmıştır. Veri analizinde öğretmen adaylarının tutum ölçeğindeki her bir maddeye ilişkin ortalama puanları hesaplanmıştır. Yazılı görüşler ise belli kodlar altında sınıflandırılarak nitel olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada, tutum ölçeğinden elde edilen bulgular öğretmen adaylarının kavramsal değişim metinlerine karşı tutumlarının oldukça yüksek olduğunu göstermiştir. Öğretmen adaylarının yazılı ifadelerinden elde edilen sonuçlar da tutumun bu derece yüksek olmasını destekler niteliktedir.


6. SINIF SOSYAL BİLGİLER DERSİ ÇEVRE KONULARININ ÖĞRETİMİNDE BELGESEL KULLANIMININ ÖĞRENCİLERİN AKADEMİK BAŞARI VE TUTUMLARINA ETKİSİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.051

Bu araştırmanın amacı, 6. sınıf Sosyal Bilgiler dersinde yer alan Ülkemizin Kaynakları ünitesindeki çevre konularının öğretiminde belgesel kullanımının öğrencilerin başarı ve tutumlarına etkisini belirlemektir. Araştırma öntest-sontest kontrol gruplu deneysel desen (ÖSKD) modelinde tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu; 2016-2017 eğitim-öğretim yılı Osmaniye ilinde bulunan Atatürk Ortaokulunda 6. sınıfa devam eden deney grubunda yer alan 23 öğrenci ve kontrol grubunda yer alan 24 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma da veri toplama aracı olarak geliştirilen ve 6. sınıf öğrencilerinin Sosyal Bilgiler Dersi akademik başarı düzeylerini belirlemeyi amaçlayan ‘‘Ülkemizin Kaynakları Ünitesi Akademik Başarı Testi’’, öğrencilerin çevreye yönelik tutumlarını belirlemek amacıyla Nazlı, Kaya, Aktay ve Özden (2007) tarafından geliştirilen “ Ortaöğretim Öğrencilerinin Çevreye Yönelik Tutum Ölçeği’’ kullanılmıştır. Belirtilen ölçek 34 maddeden oluşmaktadır ve yanıt seçenekleri üçlü likert tipi olarak tasarlanmıştır. Akademik başarı testi ise dört seçenekli çoktan seçmeli 21 sorudan oluşmaktadır. Yapılan madde analizi sonucunda güvenirliği düşük olan 9 soru testten çıkartılmış ve 21 soru ile araştırmaya devam edilmiştir. Öğrencilerin belgesel öğretimiyle çevre konularına ilişkin görüşlerini belirlemek ve konunun öğretimini desteklemek amacıyla açık uçlu sorulardan oluşan çalışma yaprakları hazırlanmıştır. Elde edilen veriler SPSS paket programıyla analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda Sosyal Bilgiler dersinde çevre konularının öğretiminde belgesel kullanımının akademik başarıyı ve çevreye yönelik tutumu olumlu yönde etkilediği gözlenmiştir.


ELEŞTİREL DÜŞÜNME EĞİLİMİ İLE ÖĞRENME STRATEJİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.052

Bu araştırmanın temel amacı, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Ana Bilim Dalı’nda öğrenim gören öğretmen adaylarının eleştirel düşünme eğilimleri ile öğrenme stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu nedenle ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde öğrenim gören sosyal bilgiler öğretmen adayları, örneklemini ise 1, 2, 3 ve 4. sınıflardan tesadüfî yöntemle seçilmiş her sınıf düzeyinden ikişer sınıf oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Kökdemir (2003) tarafından Türkçeye uyarlaması yapılan “The California Critical Thinking Disposition Invetory” ve Tay (2002) tarafından geliştirilen “Öğrenme Stratejileri Ölçeği” kullanılmıştır. Veri toplama araçları 220 kişiye uygulanmış olup bunlardan 204 tanesi işleme alınmıştır. Elde edilen veriler üzerinde; betimsel istatistik, korelasyon analizi, tek yönlü varyans (Anova) analizi ve Tukey HSD testi yapılmıştır. Sosyal bilgiler öğretmen adaylarının eleştirel düşünme eğilimleri ile kullandıkları öğrenme stratejileri arasındaki ilişkinin incelenmesine yönelik elde edilen sonuçlara bakıldığında, öğretmen adaylarının eleştirel düşünme eğilimleri ile kullandıkları öğrenme stratejileri arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.


SINIF ÖĞRETMENİ ADAYLARININ MATEMATİK VE MATEMATİK ÖĞRETİMİNE İLİŞKİN ALGILARI



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.053

Bu çalışmanın amacı, sınıf öğretmeni adaylarının matematik ve matematik öğretimi yönelik algılarını metaforlar aracılığıyla incelemektir. Araştırmanın modeli, nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseninde bir çalışmadır. Araştırmaya, 2016-2017 akademik yılında bir devlet üniversitesinin Sınıf Eğitimi Anabilim Dalında öğrenim görmekte olan 73 üçüncü sınıf öğrencisi katılmıştır. Öğretmen adaylarından “Bana göre matematik …… gibidir.” Çünkü; “…...” ve “Bana göre matematik öğretimi …… gibidir.” Çünkü; “..…..” cümleleri yöneltilerek matematik ile matematik öğretimi hakkında bir metafor geliştirmeleri ve gerekçelerini açıklamaları istenmiştir. Araştırmanın verilerinin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, matematik kavramına yönelik “hayat, zekâ küpü, oyun, bulmaca, bilgisayar” metaforlarının sıklıkla kullanıldığı belirlenmiştir. Matematik kavramına ait metaforlar analiz edildiğinde; öğretmen adaylarının matematik kavramına ilişkin algılarında “süreç” ve “gereklilik” temaları öne çıkmaktadır. Matematik öğretimi kavramına yönelik ise “oyun, labirent, makine” metaforlarının sıklıkla kullanıldığı belirlenmiştir. Matematik öğretimi kavramına ait metaforlar analiz edildiğinde; öğretmen adaylarının matematik öğretimi kavramına ilişkin algılarında ise “altyapı/kaynak”, “gereksinim/vazgeçilmezlik” ve “emek/çaba” temaları öne çıkmaktadır.


COĞRAFYA ÖĞRETMENLERİNİN BİLİMSEL ARAŞTIRMA SÜREÇ BECERİLERİYLE İLGİLİ İNANÇ DÜZEYLERİ (DOĞU KARADENİZ ÖRNEĞİ)



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.054

Coğrafya öğretmenlerinin bilimsel araştırma süreç becerileri inanç düzeyleriyle ilgili düşüncelerinin araştırıldığı bu araştırmanın amacı, coğrafya öğretmenlerinin araştırma süreç becerileri inanç düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırmanın çalışma grubunu Ordu, Giresun, Rize, Trabzon illerinde bulunan liselerde görev yapan toplam 152 coğrafya öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırma, tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından bu araştırma için geliştirilmiş olan “Bilimsel Araştırma Süreç Becerileri İnanç Ölçeği/BASBİÖ” uygulanmıştır. BASBİÖ 5’li likert tipinde, 53 madde ve üç boyutludur. 1. Araştırmanın önkoşullarını yerine getirme (8 madde), 2. Araştırma önerisi yazabilme (27 madde), 3. Araştırmayı sonuçlandırma (18 madde) BASBİÖ ölçeği boyutlarıdır. Ölçekten elde edilen veriler microsoft excel programına girilmiştir. Verilerle yüzde, sıklık, ortalama, standart sapma gibi betimsel istatistik hesaplamaları ve tek yönlü varyans analizi hesaplamaları yapılmıştır. Elde edilen verilere göre; coğrafya öğretmenlerinin bilimsel araştırma süreç becerileri inançları oldukça düşüktür. Bunun için coğrafya öğretmenleri hizmet içi eğitime alınmalıdır.


BİLDİRİLERİN BİBLİYOMETRİK PROFİLİ: IX. ULUSAL MÜZİK EĞİTİMİ SEMPOZYUMU



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.055

Bu çalışmanın amacı, IX. Ulusal Müzik Eğitimi Sempozyumu’nda sunulan yüz bildirinin bibliyometrik profilini oluşturmaktır. Araştırma; durum belirleyici bir araştırma olup betimsel yöntem kullanılmıştır. Model olarak “Belgesel Tarama Modeli” tercih edilmiştir. Araştırmada; IX. Ulusal Müzik Eğitimi Sempozyumu’nda sunulan yüz adet bildirinin tema dağılımları ile bildirilere ait 1113 kaynak; kaynak türü dağılımı, yıllara göre dağılımı, yerli kaynak dağılımı, yabancı kaynak dağılımı, kaynakçaların sayısal dağılımı, yazar sayısı dağılımı ve en çok atıf yapılan yazarlar kimlerdir değişkenlerine göre incelenmiştir. Sonuç olarak, tema dağılımında %60 oranında "dersler ile müzik eğitimi", en çok atıf yapılan kaynağın hem yerli hem de yabancı kaynak olarak “kitap” olduğu, atıf yapılmayan bildiri sayısının 4 tane olduğu gözlenmiştir. En çok atıf alan yazarlar belirlenmiş, bildirilerin önemli bir kısmının tek yazarlı olduğu, üç yazarlı sadece bir tane bildiri olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda; bibliyometrik çalışmalar sayesinde araştırmanın yapıldığı ilgili disipline ait ulusal ve uluslararası araştırmaların özellikle nicel görünümüne ilişkin bilgiler ortaya çıkartılarak, aynı alana ait farklı çalışmaların birbirleri ile karşılaştırılmasının yanısıra iş birliği çalışmaları ile ilgili konudaki uzmanlığın paylaşılması yönünde çalışmaların desteklenmesi önerilmektedir.


LİSE ÖĞRENCİLERİNİN EĞİTİM ORTAMLARINDA ÇOKKÜLTÜRLÜ EĞİTİME İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.056

Bu araştırmanın amacı çokkültürlü toplumsal yapıya dayalı yerleşim merkezinde yaşayan lise öğrencilerinin eğitim ortamlarını çokkültürlü eğitim açısından nasıl algıladıklarını belirlemektir. Araştırma, nitel araştırma yönteminin kullanıldığı betimsel bir alan araştırmasıdır. Araştırmanın çalışma grubunu 2016-2017 öğretim yılında ülkemizin güney bölgesinde yer alan bir ilimizdeki liselerde öğrenim gören 16 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada, yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla görüşmeler yapılmıştır. Araştırmada, öğrenme öğretme ortamlarına ilişkin olarak, konular ve ders kitaplarında çokkültürlülüğe ilişkin öğelerin nispeten bulunduğu, öğrenme öğretme ortamlarında uygun materyallerin yeterince bulunmadığı ortaya çıkmıştır. Rol oynama, benzetim gibi tekniklerin kullanılmadığı, farklı öğrenme özelliklerine sahip öğrencilerin bu durumlarının dikkate alınmadığı, öğrencilerin kültürel farklılıklarının öğrenme öğretme süreci, değerlendirme ödevler, görevler ve diğer çalışmalarda dikkate alınmadığı sonuçları elde edilmiştir. Okul ortamına ilişkin olarak ise, öğrencilerin, çokkültürlü algı oluşturmalarında okulun olumlu katkısı olduğu, sınıflarının dışında diğer öğrencilerle iyi düzeyde iletişim ve etkileşim halinde oldukları, öğretmenler, yöneticiler, müfettişler ve diğer çalışanların çokkültürlülüğü destekleyici tutuma sahip oldukları sonuçları elde edilmiştir.


SOSYAL BİLGİLERİ OKUL ÖNCESİ DÖNEM ÇOCUKLARIYLA DENEYİMLEMEK: ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE SOSYAL BİLGİLER EĞİTİMİNİN ÖNEMİNİ GÖZDEN GEÇİRME



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.057

Sosyal bilgiler eğitimi geleceğin etkin ve nitelikli vatandaşlarını yetiştirme açısından büyük bir öneme sahiptir. Sürdürülebilir ve kalıcı bir sosyal bilgiler eğitimi için küçük yaşlardan itibaren farkındalık kazanılması, bilgi, beceri ve tutumlara sahip olunması eğitimi daha nitelikli hale getirir. Erken çocuklukta (okul öncesi) sosyal bilgiler eğitimi sosyal gelişim alanından beslenerek; tarih, coğrafya, vatandaşlık vb. birçok disiplini içinde barındıran bütüncül bir eğitim alanıdır. Okul öncesi dönem çocuklarıyla (3 yaş - 7 yaş) sosyal bilgileri deneyimlemek ve öğretim sürecinde dâhil etmek Türk okul öncesi eğitim alanında yeni bir disiplindir. Çocukların sosyal alanla ilgili birçok beceri ve yeterliği kazandırmayı amaçlayabilir. Sosyal bilgiler eğitimi için okul öncesi programının; günlük yaşamla ve bireylerin önceki yaşantılarıyla kolaylıkla bağ kurulabilen sarmal bir yaklaşımda olması, disiplinlerarası, tematik ve proje temelli çalışma için elverişli eklektik bir yapıya sahip olması önemli dinamikler olarak ifade edilebilir. Sosyal gelişim alanı kapsamında sosyal bilgiler eğitiminin küçük çocuklar için sosyal becerileri, vatandaşlık becerileri, ulusal ve evrensel değerleri, temel tarih, coğrafya ve vatandaşlık farkındalığı kazandırma gibi önemli bir alanlara hizmet etmektedir. Bu bağlamda kapsamlı bir şekilde ulusal ve uluslararası literatür taraması yöntemiyle erken çocuklukta sosyal bilgiler eğitimi; eğitim programı, eğitimsel yaklaşımlar, öğretmenin rolü, çevre ve sınıf ortamı, materyal ve kaynaklar, değerlendirme boyutları okul öncesi eğitiminin temel dinamikleri ve ilkeleri kapsamında ele alınarak değerlendirilmiştir. Erken çocuklukta sosyal bilgiler eğitimi uygulamaya ilişkin erken çocukluk sosyal bilgiler yeterlikleri ve becerilerinin tanımlanması, konuya ilişkin öğretmen yeterliklerinin artırılıp güçlendirilmesi, uygulama ilişkin deneysel çalışmaların ve eğitim modüllerinin artırılması öneriler olarak ifade edilebilir.


İNGİLİZCE ÖĞRETMEN ADAYLARININ WEB 2.0 KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE KULLANIM DÜZEYLERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.058

Bu araştırmanın amacı; İngilizce öğretmen adaylarının Web 2.0 araçlarına yönelik görüş ve kullanma düzeylerini farklı değişkenler açısından belirlemektir. Çalışmada var olan durumu ortaya koymaya yönelik tarama modeline dayalı betimsel yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma evrenini 2015-2016 öğretim yılında Gazi Eğitim Fakültesi İngilizce bölümü son sınıfta öğrenimlerine devam eden toplam 113 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Özel tarafından geliştirilen “The Internet and Web 2.0 Tools Use Questionnaire.” ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. İngilizce öğretmen adaylarının Web 2.0 araçlarına yönelik görüş ve kullanma düzeylerinin; cinsiyet, kademe ve bilgisayar deneyimi değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını test etmek için t-testi ve varyans analizi (ANOVA) istatistiksel teknikler kullanılmıştır. Varyans analizi sonucunda elde edilen F değerinin anlamlı bulunduğu durumlarda bu farkın hangi gruptan (düzeyden) kaynaklandığını bulmak amacıyla varyans analizi sonrası “Scheffi Testi” kullanılmıştır. Anlamlılık düzeyi .05 olarak kabul edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, öğretmen adaylarının çoğunluğunun kadın, ağırlıklı olarak birinci (kademe) öğretim ve çoğunun 1-5 yıl arası bilgisayar deneyiminin olduğu görülmüştür. Ayrıca cinsiyet, kademe ve bilgisayar deneyimleri değişkenlerine göre gruplar arası anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır.


OKULLARDA YÜRÜTÜLEN PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK HİZMETLERİNE İLİŞKİN OKUL PSİKOLOJİK DANIŞMANLARININ GÖRÜŞLERİ



DOI: http://dx.doi.org/10.29299/kefad.2017.18.3.059

Okullardaki psikolojik danışma ve rehberlik hizmetlerinin yürütülmesi konusunda okul psikolojik danışmanlarının önemli görev ve sorumlulukları bulunmaktadır. Ayrıca okul psikolojik danışmanları çalıştıkları kurumlarda pek çok sorunla karşılaşmaktadır. Bu çalışmanın amacı, okul psikolojik danışmanlarının okullarda yürütülen rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri konusundaki görüşlerini belirlemektir. Araştırma nitel bir çalışma olup olgu-bilim çalışmasıdır. Araştırmanın verileri ilkokulda, ortaokulda, lisede ve rehberlik araştırma merkezlerinde okul psikolojik danışmanı olarak görev yapan 30 kadın, 18 erkek olmak üzere toplam 48 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler içerik analizi ile çözümlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre okul psikolojik danışmanlarının öğrencilere en sık verdiği hizmetlerin sırasıyla; bireysel görüşmeler, mesleki rehberlik, eğitsel rehberlik, bilgi verme, grup rehberliği etkinlikleri olduğu; ailelere verdikleri hizmetlerin sırasıyla konsültasyon, seminer ve bilgilendirme olduğu; öğretmenlere verdiği hizmetlerin ise sırasıyla seminer, bireysel görüşme, bilgi verme ve konsültasyon hizmetleri olduğu görülmektedir. Okul psikolojik danışmanlarının hizmetlerini gerçekleştirme konusunda yaşadıkları sorunlardan bazıları ise velilerin ilgisizliği, bilinçsizliği ve toplantılara katılmaması, öğretmenlerin ve idarecilerin yanlış tutumları ve ilgisiz-isteksiz olmaları, çalışma ve sunum yapacak mekan sıkıntısı şeklindedir.